Çöplükte Yaşam

12 Nisan 2008, 02:57

Bilgi, özü itibariyle ”bilim” kelimesi ile aynı anlamı ifade etmektedir. Bilmek, herhangi bir olgudan kesin suretle haberdar olmak ve bu olguyu kesin olarak açıklayabilmek veya kullanabilmek yetisini gerektirir. Yani bilmek kavramı ve bilgi terimi kesin bir farkındalık ve nesnellik içermektedir. Günümüzde bu kavrama yapılan deyim yerindeyse ”haksızlığın” boyutları neredeyse makro boyutta sosyolojik bir sorun haline gelmiştir.

Kucağımızdaki sorun ile başa çıkabilmek için, ilk önce bu ”bilgi kirliliğinin” neden ve nasıl oluştuğunu iyice anlamamız gerekir. Modern toplumlarda skolastik düşüncenin, dogmanın insanlığa veda etmesi ile deney, gözlem, saptama ve sonuç gibi olgular insanlığa bugüne kadar yol göstermiştir. Bilginin kesin ve bu nedenle sağa sola çekiştirilemeyecek bir kavram olması nedeniyle, önümüzdeki yıllarda da bize yol göstermesi kesindir.

Fakat, sosyal bilimlerde, ülkelerin kendi çıkarları doğrultusunda ürettikleri öznel bilgiler yine bu ülkelerin kendi amaçlarına hizmet ettiğinden dolayı, uluslararası ortamda bilgi alışverişinin tek yanlı olarak kirletilmesinden bahsedebiliriz.Bu tek yanlı ve kasıtlı kirlenmenin nedenleri tabiki siyasal, ekonomik ve tarihsel olgular olabilir.Sosyal bilimlerin doğası gereği kabul edilebilir oranda öznellik olmalıdır.Bunun nedeni bu bilim dalının mutlak doğruya ulaşmak amacında olmayışıdır.Burada ilke ”mümkün olduğunca” amaca yaklaşmaktır. Tarihten bir örnek vermek gerekirse, Bulgarlar bir Orta Asya kavmi olduklarını ve Altay Dağları’ndan geldiklerini bilmezler veya bilseler dahi kabullenmezler. Bunun nedeni Osmanlı-Bulgar ilişkileri doğrultusunda günümüzde tarihçilerin yanlı davranış biçimleri ile oluşturdukları yanlış bilgilerdir. Bu örnekte açıklanmak istenen şey Bulgarlar’ın kökünün neresi olduğu değil, gerçek bilginin saklanması ve bunun altında yatan beklentilerdir.

Küresel sermayenin, ulusal kültürleri ve değerleri yok ederek bireyin hayat içerisinde çeşitlilik gösterebilme özgürlüğünü elinden alarak, tek düze ve tüketime dayalı toplum yaratma çabası ile birlikte siyasal ve sosyal hayatta kendi ”bilgi erkini” oluşturduğu ve bunu büyük insan kitlelerine dayattığını gözlemlemekteyiz. Bu sebeble bütün ulusal ülkeler kendi özgün bilgi ve kültür hazinelerini korumak ve kollamakta tehlike altındadırlar. Oluşan tüketime dayalı yapay tehlikeden siyasal ve sosyal hayat ve bunun getirileri de nasibini almış ve alacaktır. Yakın tarihten itibaren toplumlar, ırka, dine, siyasal görüşe, ekonomik anlayışa hatta cinsel tercihe göre bile dağılma eğilimine girmiştir. Ülkemizden örnek vermek gerekirse insanların farklı fikirler hakkında kasıtlı olarak yanlış bilgilendirilmesi bu sebeple kişilerin anlamsız tartışmaların içine sürüklenmesi ile kaotik bir ortam yaratılarak sonuç alma mekanizmalarının sağlıklı olarak işletilememesi gösterilebilir. Ayrıntılara inerek örnekleme yaparsak : Ulusalcılık, bayrak, toprak ; ırkçılığa giden yolun yapı taşlarıymış gibi bize benimsetilmek istenmektedir. En modern ve kişi haklarına saygılı toplumlarda bile bu değerler şu gün dahi çok kutsaldır. Bunun yanı sıra, modern tıp, bütün araştırma kurumları ile, taşıdığı yüksek etik değerlerle varlığını, insanın geleceğine hazırlama çabası içindeyken, ne yazık ki ”alternatif tıp” adı altında modern tıbbın karşısına çıkarılan ve çare diye sunulan, pazarlanan çözümlere ne demek gerek?

İnsanlığın kullanımına sunulan tüm ”modern haberleşme araçları ve sanal ortam” bilgi paylaşımını hızlandırmış ve kolaylaştırmış iken aynı zamanda bilgi kirliliğinin de yuvası haline gelmiştir.Kitle iletişim araçları toplumu yönlendiren ve kamuoyunun nabzını tutan kurumlardır. Abartılı haberler, yanlı yayınlar, ayrılıkçı fikirlerle kurulmuş internet ortamları doğru ile yanlış bilginin birbirine karışmasına neden olmaktadır. Bu sebeple toplumun ayrışmasına zemin hazırlanmaktadır.

İnsan kitlelerinin ve toplumların ruhsal yapılarının bir öngörü ile planlanması ve onların yaşamlarına dayatılması ile ilgili yasaların ”bilim yasaları ile hiçbir alakası yoktur”. Bilim ve bilgi somut gerçeklikleri anlatır ve çözüm bulur.Ama ekonomik ve siyasal temelli bu ruhsal yapılandırma ise son derece özneldir ve gerçek bilgi gibi insanlığa yararlı çözüm içermez. Kişiden kişiye değişen kavramlar silsilesinin etrafımızı sardığı bu binyılda aynı dili konuşan insanlar arasında bile birbirini anlayanların hızla azalması sosyal insanın ayrışmaya ve dağılmaya gittiğinin bir göstergesi değil midir ?

Bu bilgi keşmekeşi içerisinde hangisinin doğru olduğunu bulmak ve hayata geçirmek yine bizim başımıza kaldı sanırım.

Bir yorum var

  1. Ilhan Urganci | 19 Nisan 2008, 10:57

    Son bölümde bahsettiğin çözümler konusunda kitap yazmanı öneririrm , çünkü bugün ülkemizde aydın geçinen ikinci cumhuriyetcilere meydan kalmış olacaktır. Küresel sermaye kendi menfaatleri doğrultusunda gerekli ortamı hazırlamak icin Soroz başkanlığında faaliyetlerini sürdürmektedir.Sevgilerimle.

Yorum yazın: