Duygudaşlık
9 Ocak 2010, 02:20 | 345 kez okundu
Ruhun gözle görülen realleri anlama yetisi yoktur. Bunların dışında yaşanacak gerçekleri hissetme yetisi bulunmaktadır. Bu gelecek için, yorum yapabilmek için önemli bir olaydır. Çünkü bunu yapabildiğine göre ruh, olacaklara karşı kendine şekil verebilecek yapıdadır.
Canlıların içinde en çok insanlarda görülen bir durumdur. Bu durum özdeşleşme veya empati olarak yorumlanmaktadır. Bu öyle konumlara varmıştır ki ruhsal yaşamımızın her bölümünde buna rastlamak mümkündür. Bu öngörüye dayanılan gereksinimin ve varlığın temel şartıdır. Yaşanılanlar hakkında herhangi bir yargıya sahip olamayan insanların yapılacaklar hakkında böylesine bir yetiye sahip olmaları, onların geleceklerine yön vermeleri konusunda önemli kilometre taşlarını devirmelerine yardımcı olmaktadır. Keza gelecek hakkında yoruma sahip olmak kusurlu hayatın kusursuzluk oyun tarzı için önemli bir etkendir. Bunu hepimiz kabul ederiz.
Yaşadığımız dünya sistemi gittikçe küreselleşmeye doğru mecbur kıldırdığından dolayı kişileri anlamak zorunluluğunu hayatımızın her safhasında hissetmek zorunda kalıyoruz.
Yaşanılan hayat standartlarında belli bir yaşam tarzını kabullenmek ve hayatına model seçmek önemli bir etkendir. Bu yolla henüz gerçekleşmemiş olan olaylar üzerinden söz sahibi olmak daha kolaydır. Bunun temellendiği iki değerden biri olan empati bir başkasıyla etkileşime geçtiğimiz vakit kendini hissettirir. Ortak yaşamı kabul ettiğimizden dolayı başkasını anlamadan hayatımızı idame ettirmemiz gerçekten imkânsızlaştırılır ve çekilmez bir hal alır. Bunu daha iyi anlamanın yolu drama’dan geçer; drama hayatın sanatsal ifadesidir. Yaşadığımız dünya sistemi gittikçe küreselleşmeye doğru mecbur kıldırdığından dolayı kişileri anlamak zorunluluğunu hayatımızın her safhasında hissetmek zorunda kalıyoruz. Bunun da yolu insanları yüreğimizde hissetmekle olur. Ki bu da ancak empatiyle açıklanabilir.
Daha yaşanılabilir bir dünya için empati ve özdeşleşmenin yaşamımızda ekmek, su kadar değer taşıdığını hissetmek zorunda kalıyoruz.
Aslında bunu hayatımızın birçok safhasında görebiliyoruz. Örneğin izlediğimiz futbol maçlarında ki bu en belirgin halini milli maçlarda alıyor. Topa doğru koşan futbolcuyla biz de koşuyormuş gibi hal alırız ve çektiği şutlar farkında olmadan ayaklarımızın şut çekmesi gibi durumları yaşarız veya arabada bir yere giden kişilerin acil fren tutması gerektiği zamanlarda anlık hareketlerle herkes fren tutmak ister ve öyle davranır ki; çoğu zaman da izlediğimiz gerilim filmlerinde yaşarız biz bu durumu, adam öldürmeye gelen kişiye anlık hareketlenir ve “kaç” diye bağırırız her ne kadar bu sonrasında mahcup bir gülümsemeyle noktalansa da. Aynı şekilde yaşamımızın her alanı özleşmeye bağlıdır, bunu üstte de belirttiğimiz gibi kimi zaman bir film setinde, kimi zaman bir futbol maçında, kimi zaman da bir ayrılık acısında olur. Bu iki kavramın da farklı dereceleriyle karşılaşıyoruz hayatımızın her safhasında, çocukluk döneminden ölüme kadar devam eden yaşam dönemleri boyunca çocukluğumuzda başkasına verdiğimiz acıları hissedemediysek bu bizim tüm yaşam tarzımızı etkileyecek boyuta varıp insanlarla iletişim ve işbirliğimizi engelleyecek durumlara varabilir. Daha yaşanılabilir bir dünya için empati ve özdeşleşmenin yaşamımızda ekmek su kadar değer taşıdığını hissetmek zorunda kalıyoruz. Çünkü biz küresel bir köyde yaşıyoruz.
Savcı Gürbüz
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Zihinsel Engelliler Öğretmenliği 3. Sınıf
savcigurbuz[at]hotmail.com
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Zihinsel Engelliler Öğretmenliği 3. Sınıf
savcigurbuz[at]hotmail.com
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:
Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.

Yazan:



