Düzenin sorgulanması

27 Kasım 2009, 14:27 | 270 kez okundu


Değerler: Evrensel ve ulusal diye ikiye ayrılır. Değer  karmaşası göründüğünde ortada şimdiki dünya sistemi gibi bozuk bir sistem gözlenir. Toplumun büyük bir kesiminde bulunan; ekonomik kaygılar, sosyal hayatta yaşanan sıkıntılar ve bunların özeti olan kültürel yozlaşma iniltileri, sistem bozukluluğunun en açık ifadesidir. Bu sistem bozukluğu; geri kalmış ülkelerin değiştirilmiş ifadesi olan, gelişmekte olan ülkeler sınıfındaki Türkiye’nin çıkmaz sokaklarda, umut aramasına yol açmaktadır. Bozuk Sistemin derinliklerine inilmeden yapılmaya çalışılan basit yönetim ve yüzeysel düzenlemeler, çıkmaz sokakları daha da çıkılmaz kılmaktadır. Yönetimin kendilerinde güç kaynağı olduğunu sanan yöneticiler, çıkılmaz sokağın karanlığını kabul etmedikçe herhangi bir çözüm oluşturulamayacak, aksine çözümsüzlük düğümlenecektir. Bunun için çözüm arayışları ancak anayasa çerçevesinde ve anayasanın gereği olan düzen değişikliğidir. 1968 yılında bütçe tartışmaları yapılırken hükümet adına konuşan bir bakan, düzeni değiştirmeye kalkışmanın Türk ceza kanununa göre suç olduğunu çünkü Türk ceza kanununun 142 ‘ıncı maddesi: “Memleket içinde müesses iktisadi veya sosyal temel nizamlardan herhangi birini devirmek… için her ne suretle olursa olsun propaganda yapmayı suç saydığını söylemiştir”

Yıl 2009 yani aradan tam 41 yıl geçmiştir sizlere şunu sormak istiyorum: Bu 41 yıllık süreçte hükümet adına konuşan bakanların 41 yıl önce söylenenlerle ne kadar farkı var?

Kırk yıldır aynı sözleri tekrarlayan bakanlar, Türk ceza kanunun üstünde anayasanın olduğunu hatırlayamamış olmalı,  bu görüşleri  sakattır. Evet Anayasanın ulusça kabul edildiğinden bu yana Anayasanın gerekli kıldığı bir düzen olabilir ama bu düzen henüz birçok yönüyle müesses değildir ve tamamlandığı savunulamaz. Düzen niçin ve nasıl değiştirilmelidir? Düzenin değişimi için önce sistemin yargılanması gerekiyor: Şuan ki sistem günün şartlarına ne kadar cevap veriyor diye sorgulamak lazım. Doktora giden bir hastaya, doktorun ilk sorduğu soru: Rahatsızlığının vücudunun neresinde olduğudur. Kafası ağrıyan hasta, ayağından rahatsızlık duyduğunu söylerse çözüm için gittiği doktordan düğümlenmiş bir çözümsüzlükle döner. Bu gün sistemi devam ettiren, baş ağırıtan sorunlar, kimi güç sahipleri tarafından  ayak sorunu olarak tanımladığından dolayı, şifa bekleyen hastalığın aksine hastalığa, hastalıklar eklenmektedir; “Her şeyi halk için yapmak istiyoruz” diyerek. Kimi güçlerin menfaatlerini, her şeye rağmen korumak isteyen tutucu çevreler, demokrasiye belli bir sınıra kadar tahammül edebiliyorlar: O güçlerin çıkarları, halkın yaşanan gerçekleri fark etmesi karşısında tehlikeye düşünceye kadardır… O sınırdan sonra bu güçlerin demokrasi sevdaları tükenir. Tahammülün yerini zorbalık ve dengesiz güç gösterisi, özgür düşünmenin yerini sopalar ve silahlar yer alır. Halbuki halk için yapılmak istenen her şeyde halkın rızası da gözetilmeli (genelde bu, güçlerin kendi istediklerini halkın istediklerine mal edilmesi olarak yansır) .Ve madem halka bu kadar sevdalılar hiçbir gerçeğin açığa vurulmasından korkmamalıdırlar. Üstünü örtmeye çalıştıkları gerçekleri halka serbestçe ve korkusuzca söylemelidirler. Sistem ancak Anayasaya’da böyle bir çözüm arayışıyla düzenlenebilir. Bunlar yapılmasa  çözümsüzlük sonsuzlaştırılır.

Savcı Gürbüz
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Zihinsel Engelliler Öğretmenliği 3. Sınıf
savcigurbuz[at]hotmail.com

İlginizi çekebilecek yazılar:

Toplam 2 yorum yapılmış

  1. derya | 9 Ocak 2010, 15:57

    bravo savcı sonuç kısmı çok mükemmel tebrik ederim başarılarının devamını dilerim arkadaşım topluma bu kadar duyarsız kalmaman beni sevindirdi bizim adımız da birşeyler söylemen bizizm dile getirmeediklerimizi konuşman beni memnun etti arkadaşım bundan sonraki hayatında da başarılarının devamını diliyorummm. Tebriklerrrr…

  2. savcı | 13 Ocak 2010, 00:42

    Derya, güzel temennilerin için çok teşekkür ederim
    başkasının acısını yüreğimizde hissetmediğimiz sürece kendi farkındalığımıza ulaşmış olamayız
    Daha güzel günleri görmek dileğiyle…

Yorum yazın: