İnsanın Evrimi
16 Aralık 2009, 02:28 | 291 kez okundu

Tarih boyunca insanlar nasıl varolduklarını açıklamaya çalıştılar ama o dönemler bilim ve tekniğin yeterince gelişmemesinden dolayı mistisizme sarıldılar. İnsan doğada yaşayan doğadan ayrı bir varlık olarak gösterildi. Eski dinlerde yarı soyut yarı somut düşünceler bulunurken tek tanrılı dinler tamamen soyut doğadan kopuşu getirdi. İnsan bir güç tarafından çamurdan yaratılmıştı. Oysa gerçekte insan doğadan gelen doğanın bir parçasıdır. Bütün canlılar gibi insanda bir evrim sonucunda oluşmuştur. Frederich Engels “maymundan insana geçişte emeğin rolü” kısımında şöyle yazmıştır.Tırmanma, ellere ve ayaklara farklı işlevler kazandırmaktadır ve yaşam tarzları yerde haraket etmelerini gerektirdiğinde, bu maymunlar yürürken ellerini kullanma alışkanlığını yavaş yavaş bırakmaya,dik biçiminde bir yürüyüş kazanmaya başladılar. Böylece,maymundan insana geçişte kesin adım atılmış oldu. Primat takımının iki alt takımı vardır. Prosimianlar ve Antropoidler yaklaşık 30 milyon yıl önce bu primatlar çağdaş antropoidlerin ataları tarafından yaşam alanlarından kovulmuştur.
İnsan doğada yaşayan doğadan ayrı bir varlık olarak gösterildi. Eski dinlerde yarı soyut yarı somut düşünceler bulunurken tek tanrılı dinler tamamen soyut doğadan kopuşu getirdi. İnsan bir güç tarafından çamurdan yaratılmıştı.
Antropoidler; insanlar, kuyruksuz büyük maymunlar,eski ve yeni dünya maymunlarını kapsar.İnsanla kuyruksuz büyük maymunların ataları miosen (25-14 milyon yıl önce) devrinde ayrılmışlardır. Orangutanlara yönelen evrimsel hat olasılıkla yaklaşık 16 milyon yıl önce insanlar şempanzeler ve gorillerin hattından ayrılmışlardır. Hogopanlar (insan, goril ve şempanzenin ortak atası bu türlerin ilk iki harfinden oluşmaktadır.) 10 milyon yıl öncesinden daha eski olamayan bir zamanda üç gruba ayrılmışlardır. Bu ayrılmanın farklılaşması coğrafi ayrışma ve üreme tecritini içerdiğinden türleşmeye yolaçmıştır. Miosen hominoidleri”dryopithecus ve ramapithecus” olarak adlandırılan iki ana gruba ayrılmışlardır. Hominoidler Afrika’da ortaya çıkmışlardır. Ramapithecuslar yaklaşık olarak 7,5 milyon yıla kadar yaşamışlardır.
Orangutanlara yönelen evrimsel hat olasılıkla yaklaşık 16 milyon yıl önce insanlar şempanzeler ve gorillerin hattından ayrılmışlardır.
Ramapithecus ve Gigantopithecuslara benzeyen kesin hominidler 4 milyon yıl öncesinde Doğu Afrikada yaşamışlardır.Yaklaşık olarak bu dönemde Australopithecus ortaya çıkar. Zoolojik ailemizin üyeleri ve atasal goril ve şempanzeden kesin olarak ayrılan en eski hominidlerdir(Australopithecus Aferensis). A.Aferensis kuşku götürmez biçimde insandır uzun süre iki ayak üzerinde durabilmektedir. 3 ile 2 milyon yıl öncesinde herhangi bir zamanda Homo’nun ataları ayrılmıştır. Homo habilis 2 milyon ile 1,6 milyon yıl öncesinde yaşamış ve Homo erectusa evrimleşmiştir.Homo erectus büyük bir beyne sahiptir daha yüksek zihinsel işlevleri düzenleyen beyin alanında genişleme olmuştur. Yaklaşık 500.000 yıl önce Homo sapiens ortaya çıkmıştır ve yaklaşık 100.000 yıl öncede Homo sapiens sapiens(modern insan) ortaya çıkmıştır. Bu arada Homo sapiens’in türü olan neandertaller 130.000 yıl önce ortaya çıkmış ama 35.000 yıl önce yok olmuşlardır.
Austaralopithecus iki ayak üzerinde durduktan sonra alet yapma/kullanma yeteneğini sürekli geliştirdi. Bu sayede beyin gelişti ve insanlaşmaya giden yol böyle oldu. Birbiri ile yakından ilişkili olan kültürel ve biyolojik değişimler Homo erectusu Australopithecustan ayırır. Paleolitik dönem 3′e ayrılır ve her dönem insanın evrimi ile ilişkilidir. Alt paleolitik dönem Homo erectus ile orta paleolitik Batı Avrupa ve Orta doğunun neandertalleri dahil arkaik Homo sapiens ile ve üst paleolitik Homo sapiens sapiens ile ilişkilidir. Aletlerin gelişmesiyle birlikte beyinde gelişti ama aletlere olan bağımlılık arttı. Aletlere olan bağımılık ise o üretim tarzına uygun toplum yaratmaya zorladı yani ilkel komünal toplum ile başlayan ve kölelik, feodal ve kapitalist yaşamı (sonrasında sosyalist yaşam) seçmediler buna uymak zorunda kaldılar. İnsanlar yaklaşık olarak son 6.000 yıla kadar “eşitlikçi” yaşadılar; ama ondan sonra üretim araçlarının gelişmesi ve özel mülkiyetin(devletin) ortaya çıkmasıyla birlikte eşitsizlik başladı ve özel mülkiyetin kaldırılmasıyla sona erecek.
“Yararlanılan Kaynaklar”
*Doğanın diyalektiği F,EngelsAntropoloji İnsan çeşitliliğine bir bakış / Conrad Phillip Kottakokan
Okan Yolcu
Mustafa Kemal Üniversitesi
Biyoloji Bölümü 4. Sınıf
lamarck_00[at]hotmail.com
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 13 yorum yapılmış
Yorum yazın:





Güzel bir çalışma olmuş. Teşekkür ederim.
Darwinizm her ne zaman ”din karşıtlığı” ile konumlanıp, ideolojik bir araca dönüştü, işte o zaman bir din halini almıştır. Ve bu idelolojik kuvvet, Darwini benimseyenleri değil, ”Darwin’e inananları” peyda etmiştir. Darwin şakirdleri Darwin’den daha ziyade Darwinisttir.Yazmakta olduğum bu yorum bile bir hata aslında. Çünkü işin içine ‘inanç” girdiği zaman bilginin değil ”duyguların” alanına giriyorsunuz demektir.
Kuhn’un paradigması şimdi , oynak hakikat ve inanç bodyguardların çıktıkları bilim (?) sahnesinde okunan ideolojik manifesitolardır!
Taraftarlarının duygularını canlı tutmakla (yani istismar etmekle) görevli inanç-adamlarının her hâlukârda korumak zorunda oldukları bir piyasanın varlığı kaçınılmazdır elbette. Ellerinde, insan öncesi yaratıkları sınıflara ayıran latince isimlendirmeler vardır. Latince! Yani bilimsel!
Bütün işleri, ideolojileri adına pazarda teneke çalmak olan bu inanç adamları, gürültü çıkarmanın binbir yolunu bilirler. Bu yüzdendir ki düşüncenin ve sağduyunun sesi pazarda ya duyulamaz ya da çok geç duyulur. İnanç pazarında. İdeoloji pazarında. Bilim pazarında(!).
sizin şu sözünüze kesinlikle katılıyorum:
Çünkü işin içine ‘inanç” girdiği zaman bilginin değil ”duyguların” alanına giriyorsunuz demektir.
gerçekten tepkiniz söze uygundur
çünkü biz bir gerçekliği savunuyoruz insanlık tarihi budur sizden anladığım kadarıyla gerçekleri savunmamamızı söylüyorsunuz ve bizi dogma kabul ediyorsunuz
aslolan gerçeklerle yüzleşmekten korkan ve çok tapılan egemen ideolojisini tarih yaşanmamaış gibi savunmaktır
yani insanların yüzbinlerce yıl eşitlikçi yaşamış olması(mistisizmin bile hayal edemeyeceği bir eşitlikçilik bu, ki zaten eşitsizlik için vardır.karanlıktan beslenir çığırtkanlık bunadır)sizi neden rahatsız ediyor
bu bir gerçekliktir bunları söylemeyelim mi?
ideoloji pazarında yüzyıllarca mitler yerleştirdiniz ama bilimsel gerçekler ortaya çıkınca hemen bir korku kapladı
“tıpkı ışığı gören vampirler gibi”
artık dogmaların mitolojideki yerlerini alma zamanı gelmiştir(olimpos dağında zeus yeni arkadaşları için hazırlık yapıyor)
evrim üzerine:
bilimsel bulgular(sizin için bir anlamı var mı bilmiyorum) gösteriyor ki canlılar “doğanın diyalektiği” sonucu doğadan gelmiştir.
özel bir yaratıma rastlamadık her şey bilimsel bulgular doğrultusunda işliyor
insan denilen aslen(homo sapiens sapiens) 100 milyon yıl önce yoktu ki zaten evrimsel süreçte oluşumu son yüzbinyıla gelir ama ben memeli atalarını da kastediyorum.
nasıl olduda insan var oldu?
incelendiği zaman yukarıda yazıldığı gibi bir evrimsel süreç sonucu oluştuğu bulundu
burada bir trajedi vardır
eğer insan evrimleşmeseydi zeus ve ona yakında katılacak arkadaşları olmazdı
çünkü onları yaratanda evrimdir.
Siz de farkettiyseniz bildiklerimizi ve dahî inandıklarımızı aynı zemin üzerinde dillendir(e)miyoruz. Ben bu duruma karşı değilim ki böyle de olması lazımdır zaten.Herkes kendi hakikatlerini(realite) dile , söze dökmeli.
Sizi ”dogma” diye etiketlediğimi düşünüyorsunuz herhalde.Esasen hitabım size değil bütün ”izmlerin”peşinden koşan, dünyayı tek bir ideoloji gözlüğünden gören, bilimin de neticede bir insan mahsülü olduğunu unutan zihinlere..
Bilim ile insanın evvelinin, yani yaratılışının açıklanabileceği fikri hiç mi su götürmez? Darwini ”hatasız” kabul etmek onu tanrılaştırmak değilmidir?Tümevarım yönteminde dahi açmazların olduğu bir teknik hakkında hiç mi şüphe duyamayız?
Ya da hadi insan(oğlu) Adem ve Havva’dan nasıl meydana gelmiştir diye soralım! Bu soru da üzerinde tefekkür ve teemmüle layık değilmidir?
Ben cevaplayayım : Bilimsel olarak hayır!
Farkındalık kazandırmak istediğim, tam da üzerinde durduğum bu şühpeci noktadır işte.
Siz de farkettiyseniz bildiklerimizi ve dahî inandıklarımızı aynı zemin üzerinde dillendir(e)miyoruz. Ben bu duruma karşı değilim ki böyle de olması lazımdır zaten.Herkes kendi hakikatlerini(realite) dile , söze dökmeli.
Sizi ”dogma” diye etiketlediğimi düşünüyorsunuz herhalde.Esasen hitabım size değil bütün ”izmlerin”peşinden koşan, dünyayı tek bir ideoloji gözlüğünden gören, bilimin de neticede bir insan mahsülü olduğunu unutan zihinlere..
Bilim ile insanın evvelinin, yani yaratılışının açıklanabileceği fikri hiç mi su götürmez? Darwini ”hatasız” kabul etmek onu tanrılaştırmak değilmidir?Tümevarım yönteminde dahi açmazların olduğu bir teknik hakkında hiç mi şüphe duyamayız?
Ya da hadi insan(oğlu) Adem ve Havva’dan nasıl meydana gelmiştir diye soralım! Bu soru da üzerinde tefekkür ve teemmüle layık değilmidir? (ki bu soruyu ehliyle tartışmayı çok arzu ederim)
Ben cevaplayayım : Bilimsel olarak hayır!
Farkındalık kazandırmak istediğim, tam da üzerinde durduğum bu şühpeci noktadır işte.
tartışmamızın önemli bir noktası şudur ki
darwinizm sadece darwin değildir. yani darwin genetiği bilmiyordu, mesela bunun için kalıtımı açıklayamıyordu.darwin sadece eksikti yalnış değil genetiğin gelişmesi,fosillerin bulunması ve diğer bilim dallarının gelişmesi darwinin evrim fikrini haklı çıkarmıştır.bunun için biz darwine kesinlikle takılıp kalmış değiliz onu geliştiriyoruz.bugünkü evrim teorisi darwinden çok ötede ama darwinin mekanizması doğrudur.tıpkı einstein veya diğer bir bilim insanları gibi ilerleyen zamanda onlarda yenileşiyor/yenileşecek ama çizdikleri mekanizma doğrudur.
“izm” lere gelecek olursak yaptığınız şey aslında bir “izm” dir. yani sizde bir izm bağlısınız kısaca söylecek olursak toplumu yenileştirmeyen her nötr veya eklektik izmler aslında varolan düzen kendisini korumaktır bu yüzden bir izm dir.sizin bağlı olmadığınız izm budur.
yenileştirenlerinde izm olduğunu söylemeye gerek yok herhalde…
Anladığım kadarıyla bilimin ”kümülatif” ilerlediğini savunuyorsunuz.Gayet tabii bir düşünüştür.Ancak her kümülatif ilerleyen bilimsel paradigma sadece zamanının paradigmasıdır.Anlıktır.Şimdiliktir. Batlamyusun ve Kopernikin paradigmasını Newton, onu da sizin de ziikrettiğiniz gibi Einstein yıktı.Paradigmalar yıkılabilir.Darwinizm de öyle (yoksa öyle değil mi?)
Eğer ”siz beni yanlış anladınız, ben Poppercıyım diyorsanız zaten baştan kaybettiniz demektir.
Sadedim şudur ki bilim üzerinde şüphe duyulması, bizatihi şüpheli olan birtakım veriler bütünüdür. Şüpheli bir veri topluluğu açıkçası beni tatmin etmiyor.
Diğer yandan benim ‘izm”den kastettiğim ”göz olduğu halde görmeyi engelleyen, kulak olduğu halde duymayı güçleştiren” bir saiktir(motiv).Amiyane tabirle cahilin inancı!
Misalen ,ben sizinle Darwin üzerine, Paradigma üzerine, Evrim üzerine vs. konuşabiliyor, düşünce struct ü olarak eklektik bir ayrıma gitmiyorum.Ben sizinle Darwini de konuşabilirim, Marxı da. Engelsi ve dahi Saint Simonu da.İsterseniz Proudhonu da. Bu esneklik bir ”izme” kendimi kapatmadığımı gösterir. Çünkü tam bu noktada Cevdet Paşa’ya kulak vermek gerektiğini düşünüyorum : Barika-i Hakikat müsademe-i efkardan doğar.(hakikat ışığı, fikirlerin çarpışmasından doğar.) Zıtların yani diyalektiğin.
Dikkat ettiyseniz ben şu ana kadar herhangi bir ”izm”den yana durmaktan ictinab ettim,kaçındım ve kendi hakikatimi ilam etmeye çalıştım.Ne bir ayet ne bir hadis zikrettim.
Sorum şu : Ben ayet ya da hadis zikretsem, şu yaratılış sorunsalını bir de Adem-Havva meselesi dairesinde değerlendirelim desem benimle hangi zeminde, nasıl bir tavırla (bilimsel ya da bilimsel olmayan) münakaşa edeceksiniz?
öncelikle şunu belirtmek isterim ki ben popperci değilim
bilimin evrimini kabul ederim(umarım evrim kelimesine takılmazsınız)şöyle ki :
kümülatiftir ama her şeyiyle değil seçilerek birikir. (buda evrimin doğal seleksiyon mekanizmasıdır:)) bunu kabul ediyorum
kastetiğiniz anlık kısmı ise bir süreçtir ve eskiden tam bir kopuş değil yenileşmedir ve bu yenileşme eskiyi tam olarak yok etmez oradaki yenilerin birikerek eskiyi değiştirmesidir(kümülatiftir ama seçilerek birikir)eski ile yeninin diyalektiğidir.
şüpheciliği söylüyorsunuz oysa en büyük şüpheden şüphelenmiyorsunuz(mistisizm)
mükemmel bir şey arıyorsunuz mükemmelin kendisinin en eski şey olduğunu(aslında mükemmel diye bir şey yoktur,olsa bile her geçen zaman eskimeye başlar)göremiyorsunuz.
her şey diyalektik materyalizmin ilkelerine göre oluyor
“izm” lere gelecek olursak bence cahilin inancı anlayışı homojen olarak kullanılamaz
bence toplumu yenileştiren doğayı insanı kapsayan anlayışlara bu söylenmez ama bireyci kendi değerlerinden başka değer tanımayan anlayışlar için kesinlikle kullanılır(yenileştirici olamayan her şey eski izm e aittir doğanın ve toplumun diyalektiği sonucu yenileşme ise yeninindir)
kesinlikle tez-anti tez sentezi oluşturur.hepsini tartışabiliriz sorun sadece esneklik değil alternatif olarak neyin koyulacağı ve gerçekliğidir.
şu paragrafınızda:
Dikkat ettiyseniz ben şu ana kadar herhangi bir ”izm”den yana durmaktan ictinab ettim,kaçındım ve kendi hakikatimi ilam etmeye çalıştım.Ne bir ayet ne bir hadis zikrettim
kastettiğim şey ortaya çıkıyor yenileştirmeyen eskiden yanadır.siz ( utangaç sosyalistler gibi) utangaç yenicisiniz ama bu utangaçlığın altını kazırsanız içinden eski çıkar.
yaratılış sorunsalına gelince bunu bilimsel bir tavırla tartışacağımı söylemek istiyorum.
Sabırlı ve saygı dairesinde yaptığınız yorumlarınız için teşekkür ederim..
seviyeli bir tartışma olduğu için bende size teşekkür ederim