Okumayı Öğrendik, Peki Anlamayı?

13 Ağustos 2008, 19:31


Mustafa Kemal’in en büyük hayaliydi. Bir gün o çok sevdiği milleti cehaletin pençesinden kurtulacak, kulaktan kulağa oynayarak değil okuyarak öğrenecekti. Bu yüzden henüz düşman Sakarya’da meclis kapılarına dayanmışken, O, öğretmenlere eğitimin önemini anlatmak için bir toplantıya katılıyordu. Ülkesini emperyalizmin pençesinden kurtardıktan hemen sonra ise önem verdiği ilk husus yine eğitim olmuştu. Bu yönde yaptığı devrimler ile kısa vadede güzel sonuçlar elde etmeyide bilmişti.

Şimdi günümüze bir bakalım. Evet okuma oranı daha doğrusu okumayı bilme oranı mutluluk uyandıracak seviyede yüksektir. Peki ya okuduğunu anlama oranı nedir?

Okumayı alfabedeki harfleri yan yana getirip, dilimiz ve dudaklarımızın yardımı ile belirli ses dizileri oluşturma işlemi olarak (içimizden okurkende sanal olarak aynı şeyi yapıyoruz) gören insanımız maalesef anlamlandırma safhasına henüz geçememiştir. Bu noktada suçlu aramak her ne kadar yalnış olsada, ilk sırada büyük saygı duyduğum öğretmenlerimiz yer almaktadır. Çünkü onlar henüz ilkokulda iken 1 dakikada kaç kelime okuduğumuza göre değerlendirme gibi ilginç bir yöntem geliştirmişlerdir. Bu şekilde yetiştirdikleri gençler hızlı okuyabilen ancak okuduğundan hiç bir şey anlamayan birer yazılım halini almışlardır.

Sonraları OKS, SBS, vs… gibi nedense hep üç harfli kısaltmalara sahip olan ezberci zihniyetin geliştirdiği sınavlara tabi tutulan ortaokul öğrencileri en iyi bildikleri şeyi yapıp hızlı hızlı soruları okumuşlar ve anlamanın gereksizliği üzerine lisans eğitimleri tamamlamışlardır.

Lise hayatlarında yüksek lisans ve hatta doktora öğrenimlerini yine aynı konu üzerinde yapmaya devam ederler. Şimdi sırada onları geçim kaynağı olarak gören, güzel beyinlerini sömüren dershaneler ve onları buralara peşkeş çeken hocalarımız bulunmaktadır. Büyük yarışa yani yine üç harfli hayatımızın sınavı olan ÖSS’ye hazırlanıyorlardır. Onuda başarıyla geçerler çünkü tek yapmaları gereken hızlı okumaktır. Anlamaya hacet yoktur.

Üniversitede kendi kendini geliştirmeyi başarmış yagane hocalar topluluğu karşısına çıktıklarında ise artık iş değişir. Anlamak zorundadırlar. Ama başaramazlar. Çünkü ilk defa karşılaşırlar bu kavramla. Okuduğunu anlamak mı? O ne ki?

Okuduğunu anlamayan, kendi öz dilini akıcı bir biçimde kullanamayan bir gençlik yetiştiriyoruz. Ne kadar hazin, ne kadar üzücü. Kaçımız, lise yıllarımızda, kendi öz irademizle acaba kaç romanı sindirdik? Anlatmak istediğini, altındaki o bilgi birikimini özümsedik? Kelimelerin gücünü keşfetdik? Yerinde kullanıldığında ne kadar güçlü olduklarını farkettik?

Evet artık okumayı biliyoruz. Ama Ata’nın yıkmak istediği cehaletin halen varolduğunu gördüğümde bir kez daha anlıyorum ki: Hayır, biz okuduğumuzdan hiç birşey anlamıyoruz…

Ümit Cemal Hardal


İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: