Feminizme En büyük Darbeyi Kadın Dedikodusu Vurdu
14 Temmuz 2010, 23:39 | 1647 kez okundu
-Ya sonra işte o da o çocuğun evine gitmiş onu yapmış bunu yapmış. Zaten geçen hafta da onla şunu yapmıştı. Bence bi dahaki hafta da şununla onu yapar.
Erkek egemen toplumun en temel baskı unsuru erkekler gibi görünür. Oysa ki bana küçüklüğümden beri, ya da daha doğru bir şekilde tanımlamak gerekirse bu konularla ilgilenmeye başladığım “küçüklüğümden” beri baskının dayanağı, çoğaltanı, çarpım tablosu kadınlar gibi gelir.
Kendi kuyusunu kazan, ayak bileklerini bağlayan, kollarına zincirler, kelepçeler takan kadınlar.
Neden mi? Birkaç farklı sebepten. Ama öncelikli olarak, kadını sadece bileklerinden değil, boynundan, dirseklerinden, gözlerinden zihninden yakalayan, pek de sevdiğimiz şu “namus” anlayışımız üzerinden.
Tam da bu sebepten: Bence kadına en büyük darbeyi kadınlar vurdu. Bir insanın değerini iki bacak arası trafiğinden ölçen, binlerce yıllık köhne anlayışı çoğaltıp, çarpan, “dedi”yle “kodu”nun yine binlerce yıllık tutku dolu aşk hikayesine hikayenin kendisinden bile daha çok aşık olan kadınlar…
Ah o kadınlar…Bizlere en büyük darbeyi vurdu.
“Ya o geçenlerde de şununla öpüşmüştü, zaten geçen sene de şunla yatmış. Hem de şu kadar kere. Hem de şu hallerde. Çok basit bir kız.”
Bu tuzağa bizim de düştüğümüzü geçenlerde oda arkadaşımla yaptığımız bir konuşma sırasında farkettik. Bundan iki sene önce hiç tanımadığımız, bilmediğmiz, hangi müzikleri sever, hangi filmelere gider, onu en çok ne mutlu eder, onu en çok ne mutsuz etmiş hiç merak etmediğimiz bir kız hakkında, sabah akşam konuştuğumuzu hatırladık.
Ve iki sene önceki yeni yetme üniversiteli hallerimize çok ama çok kızdık.
Şimdiye kadar tanımadığımız kızlarla ilgili yapılan yatak odası muhabbetlere kulak kabarttığımız, “Aaaa”larla, “Eeee”lerle tasdik verdiğimiz için önce kendimize güldük sonra da pek bir utandık.
Çünkü “Bundan bize ne” ydi. Biz kimdik ki bir kadının toplum içindeki yerini hangi yatakta kimle ne yaptığıyla ölçmüştük.
Belki sevgililerinin ellerinden tuttular, bakıştılar, pantolon giydiler, tecavüze uğradılar da “namuslarını” kaybettiler diye kızlarını öldüren babalar abiler kadar kötü değildik.
Ama referans noktamız bu aynı “namus” anlayışı, tekrar ettiğimiz ve üzerinden dedikoldularla eğlence ürettiğimiz o illet aynı ilkel “namus” kavramı değil miydi?
Kimin kimle hangi yatak odasında naptığından bize neydi?
Namus toplumsal bir özel mülkiyet miydi? Alınır, satılır, …
Benden size söylemesi:Feminizme en büyük darbeyi kadın dedikodusu vurdu. En büyük darbeyi iki bacak arası trafiğinin skor tablosunu tutan annelerimiz, ablalarımız, arkadaşlarımız vurdu…
Ve tabi ki beş çayı eşliğinde bu konuda sohbet etmeyi seven, kimin nerde kimle ne yaptığını duymaktan edepsizce bir zevk alan bizler.
Feminizme en büyük darbeyi dedikodularımız vurdu.
Semanur Karaman
Tarih ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğrencisi
Koç Üniversitesi
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:
Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.

Yazan:



