Hayal Çiçeği
3 Ağustos 2011, 19:32
İnsanoğlu dünyaya ilk geldiği zamanlarda, nasıl hayatta kalınacağı konusunda hiçbir bilgiye sahip değildi. Etrafında olup bitenleri anlayamıyor, evrenin büyüklüğü karşısında korkuya kapılıyordu. Çevresindeki canlı ve cansız varlıkları tanımaya çalışıyor onlarla beraber yaşamanın, iletişim kurmanın yollarını arıyordu. Bütün bunların üstesinden gelebilmek için kullanabileceği en büyük silahı ise sahip olduğu hayal gücüydü.
Tarih öncesi insanlardan bazılarının hayal güçlerini kullanarak, başkalarının göremediği yeni şeyleri görebilme yeteneğine sahip olduğunu biliyoruz. Birisi yerden bir taş alıp onu alet olarak görmüş, birisi taşın yontularak keskinleştirebileceğini fark etmiş, bir diğeri insanların bir araya gelerek zekalarını ve güçlerini birleştirerek büyük hayvanları avlayabileceklerini fark etmiş. Bir başkası toprağa ekilen tohumlardan ürün alınabileceğini böylece yiyecek bulmanın garantili hale gelebileceğini düşünürken bir diğeri ışığı odaklayarak çakmaktaşlarını birbirine sürterek ateş yakıp yemek pişirilebileceğini bulmuştur. Ağır nesnelerin yuvarlak tekerlekler üzerinde taşınabileceğini bulan birinin yanı sıra, başka biri de yazının icat edilmediği dönemlerde yaşanan olayları anlatarak ya da mağara duvarlarına resimler çizerek gelecek nesillere aktarılabileceğini keşfetmiştir.
Bütün bunlar insanların hiçbir bilgiye sahip olmadığı dönemlerde sadece hayal ettikleri şeyleri uygulayarak icatlar yaptıklarını, diğer insanların göremedikleri şeyleri görerek onlara da yol gösterdiklerini kanıtlar niteliktedir.
Hayal gücü her şeydir.
Sizi bekleyen güzelliklerin ön izlemesi gibidir. Einstein hayal gücünün bilgiden daha önemli olduğunu, hayal gücününün geleceği belirlediğini ve zekanın gerçek göstergesinin bilgi değil hayal gücü olduğunu söylemiştir. Ayrıca bilginin malumat olmadığını, bilmenin tek yolunun deneyimlemek olduğunu da belirtmiştir.
Yani ilk insanlarında, ellerinde hiçbir bilgi olmadığı zamanlarda sadece hayal güçlerinin yönlendirmesiyle yaşadıkları olayları deneyimleyerek bilgiyi elde ettiklerini görüyoruz. Bilgi hayal güçlerinin ürünü olarak kendiliğinden ortaya çıkıyor. Bir şeyler yapılmadan onun işe yarayıp yaramayacağı bilinemeyeceği için hayal kurmadan ve bu hayalleri uygulamaya koymadan da bilgiyi elde edemeyiz.
Günümüzde kullandığımız tıp, felsefe, matematik vb. bilim dalları insanların ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirilen ve temelinde “hayal” barındıran niteliklerdir. Birçok tasarımın peşinden hayalleri gerçekleştirmek için gidilmiş, sonucunda yeni bilimsel gerçekliklerle karşılaşılmıştır. Bilim insanların hayatını kolaylaştırmasına, yeni hayallerin gerçekleştirilmesine yardımcı olmuştur ve olacaktır.
İnsanların en umutsuz anlarında bile hayal güçleri onları bu çıkmazlardan kurtarmıştır. Ya da biraz olsun onları içinde bulundukları durumdan uzaklaştırmaya yardımcı olmuştur. Brooklyn köprüsünde yaşanan bir olayda buna ufak bir örnektir.
Köprüde bir bahar günü kör bir adam dilencilik yapıyormuş. Dizlerinin dibine. üzerinde ‘DOĞUŞTAN KöR’ yazılı bir tabela koymuş. Herkes dilencinin önünden geçip gidiyor kimse ama ona yardımcı olmuyormuş. Bir reklamcı bunu görmüş, tabelayı almış ve arkasına bir şeyler yazıp tekrar aldığı yere bırakmış. Ne olduysa ondan sonra olmuş. Gelip geçen ve bu tabeladaki yeni yazıyı okuyan herkes, başlamış dilencinin önündeki şapkaya para atmaya. Bir cümle o şapkanın ağzına kadar para dolmasına sebebiyet verecek kadar etkilemiş onca insanı. ‘GÜZEL BİR BAHAR GÜNÜ… AMA BEN BAHARI GÖREMİYORUM.’
Bu kısa hikayeden de anlaşılacağı üzere hayal gücünün hayatın her evresinde insanların bir şeyler yapabilmesine katkı sağladığını, hem kendileri hem de başkaları için şaşırtıcı sonuçlara yol açabildiğini görüyoruz.
Bilginin çare olamadığı bu gibi durumlarda hayal gücü daha da önem kazanıyor. Birbirinden farklı olan, ilişkisi olmadığını sandığımız şeyler arasında ilişki kurmak ve yeni şeyler yaratmak için bilgiye değil hayal gücüne ihtiyaç duyarız.
Bugüne kadar insanların hayal güçlerine dayanarak oluşturdukları bütün eserlerin temelinde bilgi olsaydı yani bu eserler belirli kalıplara göre yapılsaydı birçok şey eksik kalırdı. Oluşan eserlerin hiçbir yaratıcılık, farklılık taşımamasının yanı sıra her şey son derece sıradan olurdu. Salvador Dali’ nin Anıların Direnişi eseri sergilenemezdi. Çünkü dünya üzerinde ne Dali’nin çizdiği gibi eriyen saatler ne de bunun bilgisi de vardı. Bu durumda, Dali’yi bu resmi yapmaya iten hayal asla mümkün olmazdı. Beethoven’ın “Moonlight Sonat”ı bugün en çok dinlenen klasik parçalardan biri olmazdı. Beethoven’ı bu parçayı bestelemeye iten ilham bilgiyle ortaya çıkmamıştı. Bilbao’daki Gugenheim müzesi asla inşa edilemeyecekti. Çünkü Frank Gehry’e bu mimariyi hayalinden başka hiçbir bilgi çizdiremezdi. Bilgi mimaride dengeyi, düzeni ve sistemi emreder. Oysa bu eserde Frank Gehry, kendi ifadesiyle rastgele çizgileri bir araya getirmişti.
Bilimde de yapılan en büyük buluşlar, eldeki bilgi yok sayılarak kurulan hayaller sonucu yapılan çalışmalarla ortaya çıkmıştır.
Einstein bugün bile birçok yerde kullandığımız Newton kanunları bilgisiyle kendisini sınırlayıp hayallerinin peşinden gitmeseydi, Newton’un doğrusal fiziğini birçok noktada anlamsızlaştıran İzafiyet Teorisi’ni geliştiremeyecekti.
Bilgi birikimli olarak ilerler ve bu yüzden hep aynı nokta üzerinde yükselir. Oysa bilgiden bağımsız hayaller bizi çok daha farklı noktalara götürebilir. Çünkü bilginin sınırları vardır ama hayal gücü sınırlandırılamaz.
Bu vatan için yaptıklarını karşılığı ödenemeyecek kadar fazla olan, farklı fikirleri ve düşünceleriyle ülkeyi içinde bulunduğu çıkmazdan kurtaran Mustafa Kemal; kendisiyle aynı rütbeye, bilgi birikimine sahip yüzlerce komutan olmasına rağmen yüksek hayal gücü ve hayal gücüne olan inancı sayesinde ATATÜRK olmayı hak etmiştir.
Matisse ise:”Görmek yaratmanın başlangıcıdır” demiştir. Yani yaratma, icat etme bir serüvendir, bir heyecandır, bir duyarlılıktır. Kuvvetli bir hayal gücüdür. Bunun içinde görmeyi bilmek gerekir. Gözümüzden kaçırdığımızı bilgiyle yakalayabiliriz. Hayal gücü kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu güçten mahrum insanlar mevcut şeyleri yalnız yüzeyden görürler. Daha iyisini düşünemezler. Bir yere varmak için hep aynı yolu kullanırlar, farklı yollara girmezler.
Robert Frost “Bazıları etraflarına bakarak ‘neden’ diye sorarlar ben etrafımda görmediklerimin rüyasını görerek ‘neden olmasın’ diye sorarım” sözüyle de insanların hayal gücü potansiyellerinin bir olmadığını anlayabiliriz. Fakat bilgi bu noktada bize çok yardımcı olur. Hayal gücü zayıf insanların, okuyarak yapılan araştırmaları takip ederek en azından etraflarına bakarak hayal güçlerini geliştirebilceklerini de bilmekteyiz. Önceden yapılmış çalışmalar üzerine yani bilgi temeli üzerine farklı düşünceler koyarak da yeni şeyler yapılabilir. İlk çağlardan bu yana yapılan çalışmalar edinilen bilgiler ışığında hayal gücünün desteklenerek daha verimli hale getirilebileceğini de biliyoruz.
Özellikle çocukluktan başlayan eğitimlerle insanların hayal güçleri üzerinde etki eden çalışmalar yapılmaktadır. Özgür kalan ve desteklenen hayal güçleriyle kişiler gerçek kimliklerini hayata rahatça yansıtabileceklerdir.
Bu durumda okullarımıza da çok büyük görevler düşüyor. Yaratıcı eğitimin amacı, önceki kuşakların yaptıklarını yinelemek değil, çocukları bunların üzerine bir şeyler koyabilmeye, tasarıya, yaratıcılığa, düşünmeye, özgünlüğe, meraka, buluşa, araştırmaya yöneltmektir. Söz konusu olan önüne konulanın ezberlenmesi değil; sorgulanması ve konuya katılımın arttırılmasıdır. Çünkü yaratıcılık eğitimle geliştirilebilir.
Kompozisyonun konusu gereği yazdığım bu yazıda hem hayal gücümün hem de bilginin önemi büyüktür. Yazdıklarımı bugüne kadar edindiğim bilgiler ışığında hayal gücümle harmanlayarak sizlere sundum. Ama bende William Russell in en büyük işlerin, büyük hayaller kurma özelliği olan insanlarca başarılmış olduğu fikrine katılıyorum.
Gökçe ADANUR
İstanbul Üniversitesi
İşletme Fakültesi
İlginizi çekebilecek yazılar:
Bir yorum var
Yorum yazın:

Yazan:




Çok başarılı ve yararlı bir çalışma. Öncelikle yazarını yürekten kutluyorum.
Gündelik yaşamın önümüze açtığı izlerden giderken başımızı yukarı kaldırıp, gözlerimizi kapatıp, derin bir soluk alıp kendimizi hayallerin o yumuşak yastığına bırakamıyoruz.
Büyümeye başladığımız dönemde her gün gözlerimize ve aklımıza takılan filtreler sayesinde dünyayı küçük çocukların gördüğü gibi heyecan verici bir yer olarak göremiyoruz.
Ezberci eğitim kurumlarında önümüze konan önceden şekillendirilmiş şeylere yoğunlaşırken bu çok gerekli ve ihmal edilmiş yanımızı geliştiremiyor, aksine köreltiyoruz.
Sevindirici olan şey de, artık bir şeylerin değiştirilmesi, insanın hayallerinin önünün açılması gerektiğinin farkında olan aydın insanların varlığı ve bizim onları çok yakından görüyor ve hissediyor olmamız.