“Intimate Enemies” ve Öldürme Üzerine
23 Mayıs 2008, 23:40 | 264 kez okundu
“1 kasım 1954′de 130 yıllık Fransız işgalinden sonra Ulusal Özgürlük Cephesi (FLN) Cezayir’de ayaklanma başlattı. FLN, özgürlük anlaşmalarını amaçlıyordu. Fransa 500.000 genç asker göndererek cevap verdi. 1959′da BM kriterlerine rağmen Fransa Cezayir’de askeri operasyona başladı.”
Çoğumuz bu konuya yabancı değil belki ve kimimiz de birhaber. Televizyon ve gazetelerde her gün görmeye alıştığımız ölüm ve savaş haberleri bizi ne kadar etkiliyor? Bir insan diğerini gözünü kırpmadan öldürdüğünde biz ona katil diyoruz, peki neden yüce bir amaç için ya da bir savaşta binlerce ve belki milyonlarca insan birbirini katlederken buna seyirci kalabiliyor, hatta alkışlıyoruz? Elinize bir silah verip hiç tanımadığınız bir insanın en temel insan hakkı olan ‘yaşama hakkı’nı gasp etmeniz istense ne derdiniz? Muhtemelen nedenini sorarız, peki ama neden sebebini sormaya gerek duymadan HAYIR diyemeyiz? Böyle bir hakkımız olmadığı için mi yoksa gururumuza yediremediğimizden mi? Bunun adı ister savaş, ister töre, isterse de toprak kavgası olsun; anlayamadığım tek şey şu: NEDEN?
Doğadaki hiçbir yaratık karnını doyurmak ve kendini savunmak dışında bir nedenle bir diğerini öldürmez. Peki biz insanlar kendimizi ne sanıyoruz ki bu hakkı kendimizde görüyoruz?
Fransa – Cezayir savaşını anlatan “intimate enemies(düşman kapıda)” filmini izlerseniz sanırım beni daha iyi anlarsınız.
Fransa savaş sırasında Cezayir’e iki milyon asker gönderdi. Buna rağmen Cezayir 1964′te bağımsızlığını kazandı.
Peki buna ne demeli, bir ülkenin zaten hakkı olan bağımsızlık, sanki her daim tekrar kazanılmak durumunda kalınıyor. Irak, İsrail – Filistin, Afganistan, ve en acısı da belki Türkiye… geriye evrim mümkün mü bilmiyorum. Milletler teorisinde aslında öyle bir teori var mı bilmiyorum? Artık neye karşılık geliyorsa literatürde…
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:




