Jan Van Eyck ve Gençliğin Katılımı
1 Ağustos 2009, 21:23 | 277 kez okundu
“Büyük sanatçıların gizli hayatları” adlı bir kitap aldım geçen gün. Kitabın yazarı Elizabeth Lunday, çevirisini ise, Sevin Okyay yapmış. Kitap genel olarak ünlü/tanınan ressamların ve heykeltraşların bilinmeyen yönlerini anlatıyor. Okurlar, Kitap’ın hemen ilk girişinde Jan Van Eyck adlı ressam ile karşılaşıyorlar, ressamımız 1385-1441 tarihleri arasında yaşamış ve en önemli portresinin adı da “Arnolfini portresi”, fakat benim özellikle ilgimi çeken nokta ressamın hikayesi oldu. İsterseniz tam burada sözü kitabın yazarına bırakalım; “İlk bakışta Arnolfini portresi sıradan görünür. Kabarık kuyruklu köpek ve kirli ayakkabılar ile tamamlanmış sıcak bir aile sahnesidir. Ayrıntılar ancak daha yakından inceleyince hayat kazanır: bir avizede ışıldayan yansımalar, oyma ahşap süs üzerine düşen gölgeler, dışarıdaki, bir ağaçta çiçeklenen kirazlar. Ve gözünüz odanın arka duvarına varınca şatafatlı bir Latin Yazısı ile şunu okursunuz: Jan van Eyck buradaydı.1434.” Bu bir imza ve tarihin ilk ressam imzalarından biri. Bir ressamın dikkati bu şekilde kendisine çekmesine daha önce rastlanmamıştı.
Gençliğin Katılımı
Türkiye’nin “gençliğin katılımı” konusunda sınıfta kalan ülkelerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizde gençler; siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel katılım düzeylerinde yeterli düzeye gelmiş durumda değildirler. Türkiye’de sivil toplum alanında sosyal projelerde çalışan gençlerin oranının sadece %4’lerde kalması bile Türkiye’de katılımın ne boyutlarda olduğunu göstermektedir. Ülkemizde gençliğin katılımının bu denli düşük seviyelerde kalmasının temel nedenlerinden birine baktığımızda önümüze çıkan temel sorunlardan birinin “aile kültürü” olduğunu görürüz. Undp insani gelişme raporu’nda gençlerin aile kararlarına katılım oranlarına baktığımızda, gençlerin hangi televizyon kanalının seyredileceği veya ailece nasıl zaman geçirileceği gibi konularda bile katılım düzeyi oranları sırasıyla %55 ve %52, ekonomik konularda ise bu oran %43’e düşmektedir. Görüldüğü üzere, gençlerin katılımına aileden itibaren şekil verilmeye çalışılmaktadır. Diğer bir konu da, siyasal katılım konusudur. Gençler siyasal katılım konusunda da isteksiz ve çekingen davranmaktadırlar. Emre Erdoğan’ın araştırmasına baktığımızda gençlerin siyasal yaşama katılımına ilişkin ilginç istatistikler ortaya çıkmaktadır. Örneğin, araştırmaya göre Türkiye’de gençlerin sadece %18’i yaşadıkları şehir ya da mahalle ile ilgili bir sorun hakkında belediyelere veya yetkili mercilere dilekçe yazma teşebbüsünde bulunmuş. Daha ilginç bir istatistiki bilgi ise, 2002 yılı seçimlerinde gençlerin sadece %61’i oy kullanmış. Gençlerin düzenlenen toplu yürüyüşlere katılımına baktığımızda ise, %12,8’lerde, hatta gençler aslında yakın tarihte gerçekleşen susurluk kazasına tepki olarak gerçekleştirilen ışık kapatma eylemine %24,7 oranın da katılım göstermişler.
Tüm bu istatiksel oranlara baktığımızda, katılımda yaşanan sıkıntılarda, geleneksel aile kültürünün gençler üzerindeki baskısı, siyasal katılım konusunda gençlerin isteksizliği ve gençlerin devlet kurumlarına güvenmeyişleri ve kamu kurumlarının gençlere karşı olan güvensiz bakış açısı gibi nedenleri sorun olarak sayabiliriz, fakat bununla yetinmek ne kadar doğrudur sorusunu da gençler olarak kendimize sormamız gerekir. Yani, Gençler olarak biz ne kadar bu sorunları aşmak için, harekete geçmiş durumdayız. Yukarıda, görüldüğü gibi, belediyelere dilekçe verip sorunlarını ileten genç oranı bile %18, bu durumda gençlerin biraz daha harekete geçmesi gerekliliği ortaya çıkmaz mı? Yıllardır gençliğin katılımı ile ilgili bir sürü şey yazılıp durur, fakat genç kesimin üzerine düşen sorumluluklar kısmı hep atlanır. Ayrıca, bu tarz yazılarda hep gençler bilinçlenmeli vurgusu yapılır, ama en bilinçli kesim olan üniversiteli gençliğin katılımına baktığımızda; %4 olan sivil topluma katılım oranının sadece %46’sı üniversiteli gençlerden oluştuğu görülmektedir. Bu da göstermektedir ki, Türkiye’deki gençlerin bir kısmı kendi üzerlerine düşen sorumluluklardan çeşitli nedenlerle kaçma yoluna gitmektedirler. Oysa ki, günümüz gençliği tüm önyargılarını bir kenara bırakıp, siyasal katılım düzeyinde demokrasiye inanarak karar alma mekanizmalarında yer almaya çalışan, bilinçlenme yolunda araştırmalar yapan ve sürekli kendini geliştiren ve yenileyen olmalıdır. Önlerine gelen her yeni fırsatı çok iyi değerlendirebilmeli, ellerine geçen fırsatı gerçekleştirme yolunda ilk olarak kendi imzalarını atma hevesinde olmalıdırlar tıpkı ressam “Jan van Eyck” gibi…
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:




