KESİLEN SESLERDEN SONRA

7 Ekim 2008, 21:36


O gece yarısına kadar senelerin güzelliklerini, denizin her mavisini, sahilin her güzelliğini taşıyordu Gölcük. O sabah büyük bir beton yığınıydı. O yığınların birinde sen, birinde abim, birinde yüreğim vardı.Seni o sabaha karşı; belki başkalarının hayatına, belki kendi hayatımıza son vermek pahasına; bembeyaz, soğukkanlı ve hala gülen cansız bir beden olarak çıkartmıştık.Sonra abim için çalışmaya başladık. En iyi anlarını yaşadığı bilardo salonunda hayatının en berbat, en soğuk, en sessiz, en bitkin anlarını yaşıyordu. Böyle berbat devam edeceğini bilse bile, yaşamak güzeldi, ne olursa olsun yaşamalıydı. Yaşayacaktı da… Abim senin gibi pes etmedi. O da çıkmıştı sonunda.  Ama donmuş bir bedenle değil, yarı incinmiş, yarı kırılmış, yarı kanamış, ve fakat yılmamış, yıkılmamış, inatla yaşamayı sürdüren bir bedenle.Sanırım içinizde en şanslı olan, ama bir o kadar da çok yıpranan yüreğimdi. Yüreğim asansörlü, dokuz katlı bir binanın, eskiden sahil, artık kanlı betonla karışık su birikintisi manzaralı, dört oda bir salon çatı katında oturuyordu. Üzerine çatı düşmüştü sadece. Çatının ağırlığından yakınırken, aklına zemin kattaki yaprak gözlü küçük kız geldi. Yüreğim o güne kadar birçok acıyı kaldırabilmiş, birçok engeli  tek başına aşabilmiş, birçok ağırlığı sırtlanabilmişti. Ne yapar eder bu çatı yığınının ağırlığına da dayanmayı, inatla karşı koymayı başarırdı.Ama yaprak gözlü kız henüz dokuz yaşındaydı. Belki hayatında hiç dondurmayı yüzüne bulaştırarak yememişti. Terden sırılsıklam olana kadar oynamamıştı. Kusana kadar çikolata yememişti. Bu körpe haliyle yüreğim, çatı yığınına dayanmakta zorlanırken; nasıl olacaktı ki o, dokuz katın demir, beton ve ceset yığınına dayanabilecekti?Yüreğim bunları düşündükçe ağırlığa dayanamaz oldu. Acaba yaprak gözlü küçük kız acı çekiyor muydu? Yoksa o da senin gibi donmuş bir beden miydi? Hayır, hayır! Bu kadar çabuk pes etmez küçükler. Annelerine inatla karşı gelenler, niye aynı inatla ölüme karşı gelmiyorlardı?Bir ses duydu yüreğim uzaklardan, çok derinden. Boğuk, zor anlaşılan ince bir ses: “Anne, çok soğuksun. Sarılma bana!” diyordu. Yüreğim iyice ezilmeye başladı. Ses devam etti: “Anne,sen bir şey olursa kirişlerin altında durmamız gerektiğini söylerdin. Bizim üzerimizdeki o kiriş mi?” diyordu. Yüreğim, yine yüreğimden başka kimsenin duyamadığı ağlayışlarını ve bağırışlarını sürdürdü. İnce ses: “Anne,sıkıldım. Çıkalım buradan” diyordu. Yüreğim artık dayanma gücünü yitirdi. O sesi duymak istemiyordu. Ses yükseldi birden, çığlıklarıydı bu o ince sesin. “Anne,haydi! Durma,çıkalım buradan!” diye hiç durmadan bütün sesiyle bağırıyordu.Yüreğim dayanamadı,ezildi. İnce ses sustu. Dokuz katlı binanın enkazı, kamyonlarla denize atıldı. Deniz dolduruldu, yeni yaprak gözlülerin, yeni küçük kızların, yeni annelerin canını almak için hazır hale getirildi.


İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: