Kimler Geldi, Kimler Geçti, Gelen Hep Gideni Arattı
28 Mart 2008, 17:50
Tam birinden kurtulduk derken öbürü zemheri ayı gibi çıkageldi. Biri Kemal Gürüz… Hep gitmesini istediğim eski başkanlardan … Sabrettik, zamanı gelince gitti. Ondan sonraki, bir yığın çileyi beraberinde getirip yığdı önümüze. Yükümüze daha yenilerini ekledi; sınavlarla, katsayılarla epeyce oyalandı. Vazgeçip siyaset ilminden de kana kana içip sarhoş oldu. Nitekim vakti geldiğinde o da gitti. Erdoğan Teziç hocamız, Kemal Gürüz hocamız gibi sessiz sedasız gitmedi. Birçok yerde birçok şey söylemiş olacak ki arada açık kalan cep telefonunun tekine yakalanmış. Bu aralar suskunluğun tadını çıkarıyor. En son iki yüz bin kez izlenmekle rekor ondaydı YouTube.
Hasılı Yusuf Ziya Özcan geldi. Gelir gelmez üniversitelere özgürlük şiarıyla kuruldu baş köşeye. İlk birkaç ay bayağı netameli geçti. Malum “türban”(içinde insan var) gerginliği… bir sabah ayandık ki askerler sınırın dışında, içerde ise yasa geçmiş. CHP (Deniz Baykal )’ninki lafü güzaf. Gariptir ki diğer tarafın faydasına oluyor çoğu zaman. Taraf belirleme hadisesi. Siyaset garip bir ilim…
Kral gibi adamdır YÖK başkanları. Her gelen diğerinin sistemini yıkıp yeni bir sistem oluşturmaya çalışır. Sonrasında da tatmin oluş reddesine gelip tebdili mekan ederler. Muhakkak ki hepsi kendince en iyisini yapmaya çalışıyordur. Ama sadece kendilerince…
Öğrenciler hep güdük kalır…
Çark dönüyor bir şekilde, sistem ağır aksak işliyor. “İdeal Türkiye genci” yetiştiriliyor ta ki üniversite bitirilene kadar. Mantık belli; hep sorular oluyor ve onlarla alabildiğine meşgul ediliyor ideal gençlik, bizler…
Susuyoruz ve mümkün olduğunca fazla soru çözüp, düşünmeye vakit ayırmıyoruz, ayırmamalıyız, sorgulayıp durmamalıyız…
08.03.08 tarihli bir gazetede ön sayfanın en görkemli yerine Yusuf Ziya Özcan’ın fotoğrafı kondurulmuş, aynı kare içerisinde, arka fonda da askerler…
Nazım Hikmet deyimiyle; “Kapkara haykıran puntolarla” manşetten verilmiş: KISA DÖNEM KALKIYOR…
Defalarca okuyorum, acaba yanlış mı okumuşum diye, bütün harfleri inceliyorum, nafile…
Genelkurmay düşünmüş, YÖK başkanı devreye girmiş bile.
Niye? Çünkü… Çünküsünü onlar biliyor, biz değil. Zaten bize sorulmuyor da…
İlkokul, ortaokul (İkisi birden artık ilköğretim.), lise (ortaöğretim) ve üniversite derken on altı-on yedi yıl okul sıralarında geçiyor. Sayın YÖK başkanımız bunun üstüne üniversiteden hemen sonrasına uzunca dönem askerliği katıyor. Zaten okuldan sonra boşta kalmak istemeyen öğrencilerin çilesi katmerleniyor. Yük artık YÖK sayesinde daha da ağır.
Düşünün yıllarca okuyup birikim elde ediyorsunuz ve bunu daha da geliştirip pekiştirmek gayesindesiniz; ancak bunca hengameye “uzun bir dönem” ara vermek zorunda bırakılıyorsunuz. Biliniyor ki pratiğe dökülmeyen bilgi birikimi, düşünceler bir süre sonra bir işe yaramayabilir. Buna rağmen on beş aylık muamma. Askerlik sonrasında silbaştan kısır döngü…
Vatan için askerlik yapılır hatta gerektiğinde yıllarca orada kalınır ama şu durumda üniversite okuyup kendini geliştirenler vatan için iş yapıp üretsinler, vatana hizmet etsinler…
Aslına bakılırsa altı ay dahi fazla üniversite mezunları için. Çünkü hepsi de yeni bir hayat kurma telaşı içerisindeler; yaşayabilmek, tutunabilmek için…
Bu vesileyle hayaller, planlar, projeler erteleniyor, sekteye uğruyor hem de bizatihi sayın Yusuf Ziya Özcan hocamızın sorgulamaksız kabulüyle…
Neyse ki bilgi yanlışmış, yanlış anlaşılma olmuşmuş. Ertesi gün beş yıl tarih öğretmenliği okuyup polis olan idealist memurdan öğrendim. Rahat bir nefes alır gibi oldum.
Şimdilik!
Gelen gideni arattı. Hem de en katmerlisinden. Üniversitede özgürlük düşüncesi, üniversite sonrasında çokça sıkıntı yaratma fiiliyle perçinlemek düşüncesinde olan sayın başkanımız lütfen gitmesin. Kendisi her haliyle kabulümüzdür. Keza “gelen gideni aratır” beylik sözünde kaniyiz.
Gitmeyin Sayın Başkanım.
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:




