NEOLİTİK İMGELEM

4 Aralık 2008, 13:06 | 417 kez okundu


Neolitik İmgelemİnsanoğlunun bugünkü fizibiletisine kavuşması uzun bir evrimsel süreç sonucuyla olmuştur. Bugünün insanı olan bizler kuşkusuz ki bütün çağların ve bu çağlarla oluşan geleneğin kalıtçısıyız. İnsanın milyonlarca yıl önce başlayan evrimsel süreci; arkeolojiye, kültürel antropolojiye, mimariye, tarihe müthiş malzemeler sunmuştur. İnsanoğlunun bu sürecinde beslenmesi, taş alet yapımı, mimarisi, dini, çanak çömleği, en geniş anlamda gerisinde bıraktığı tüm materyalller aynı derece önemlidir. Şüphesiz ki arkeolojinin ve en önemlisi uygarlık tarihinin dönüm noktalarından biri Neolitik dönemdir.Gordon Childe insanın uygarlaşma sürecini devrim olarak nitelemektedir. Neolitik dönem vahşet düzenin çıkmazından kurtuluş, bunu başaranların doğa üstünde asalaklık yerine, doğayla etkin bir ortaklık durumuna sokan ekonomik ve bilimsel bir devrimdir. (Childe 1941, S:59) M.Ö. 12 bin yıllarında başlayan “Neolitik Dönüşüm” M.Ö. 7 binin başlarında tüm kural ve kurumlarıyla önemli bir hale gelmiş ve günümüze kadar süregelen Yakın Doğu köy modelini oluşturmuştur (Özdoğan 2006, s:57). Bu dönüşüm ve/veya devrime olanak veren Pleistosen çağı sona erdiren büyük iklim değişiklikleriydi. Üst Paleolitik  dönemde doğaya artan merak, hızla artan besin ihtiyacı, değişecek olan ideolojnin ilk belirtileri “Neolitik devrimin” yolunda atılan ilk adımdı. “Neolitik devrim” ile gelen yeni ideoloji ekonomik olarak yeni değişimler ve bu değişmeyle birlikte sınıfsal yapılanmalar, iş bölümü gibi çeşitli yapılanmaları da beraberinde getirmiştir. Neolitik yaşam biçiminin oluşum sürecinde, bu oluşum çekirdek bölgesi olarak tanımlanan İç Anadolu’da Zağroslar’a, güneyde Filistin’e kadar uzanan coğrafyada yaşamın ve ekonomik yapının “ruhban sınıfının” suç denetimi altında olduğu” ilksel tapınak ekonomisi” olarak adlandırabileceğimiz bir sistem mevcut iken, M.Ö. 7 binde bu sistemin parçalandığı ve kapsama alanının hızla geliştiği bilinmektedir (Özdoğan, s:572). Hızla değişen ve gelişen bu ekonomiyle birlikte her Neolitik ev kendi yiyeceğini yetiştirip hazırlayacağı kendi kaplarını giysilerini, aletlerini ve gerekli diğer eşyaları yapacağı bir duruma gelmiştir. Neolitik ekonomideki “kominal yaşamın” iş bölümü de bugünkü Yakın Doğu köy modelini aratmamaktadır. Yani kadınlar; tarlalar sürecek tahıl öğütüp pişirecek, örgü örecek, bez dokuyacak ve giysileri yapacak, süs eşyaları hazırlayacak ve tabiî ki doğanın yüklediği anlam doğrultusunda süslenecek, erkekler; tarlaları düzenleyecek , temizleyecek, kulubeleri ve/veya evleri yaparak, hayvanlara bakacak, avlanacak, gerekli alet ve silahları üretecek ve gerektiğinde kullanacak. Neolitik dönemin bu imgeleri kuşkusuz ki arkeolojik ve etnografik kanıtlarla aydınlanmaktadır. Özellikle Küçük Asya’da Çatalhöyük, Çayönü, Norşuntepe, Köşkhöyük, Göbeklitepe, Filistinde Nutifi yerleşmesi, Mısır’da Fayyum ve Merim’deki yerleşmelerde bu yorumları yapabilmemize olanak veren buluntulara rastlanılmıştır.Yerleşik yaşama geçilmesi besin zincirinin çeşitliliği, ekonomisi neolitiğin barındırdığı özelliklerdir. Neolitik insanlar geliştirdikleri bazı ekonomik sistemler sosyo ekonomik yaşantıların yanı sıra soysak kültürel yaşantılarının da temellerini oluşmuştur. Belki Neolitik İdeolojinin” getirdiği bu sosyo kültürel yaşantının kilit noktası kadınla şekillenen “din ve rituellerdir”. Teoloji açısından ele alınan bu konu da arkeolojinin sistemi içerisinde aydınlanmaktadır. Şimdiye kadar sözü edilen bütün icatlar ve keşifler etnografik kanıtlardan varılan sonuçlara göre kadınların eseriydi (Childe 1941, s:72) yani kap yapma kimyasını  ve zanaatini, iplik dikme fiziğini, dokuma tezgahı mekaniğini, keten ve pamuk yetiştirme botaniğini, bu cinsin bildiği söylenebilir. Kadınla beraber oluşan bu üretim sistemi erkeğin de katkılarıyla yani küçükbaş ve büyükbaş hayvanların bakımı ve bununla ilgili işlerin ve araç gereçlerin yapılmasıyla  birleştirilmiştir. Bu yazıya başlık olan “Neolitik İmgelem” gerçek anlamıyla dinle sağlanmıştır. Kazılarda elde edilen bazı bulgular bilim literatürüne “Ana Tanrıça” inancı olarak geçmiştir. Ana Tanrıça inancı, tarih öncesinin en gerilerinden tek tanrılı dinlerin yerleştiği dönemlere kadar uzanan ve Akdeniz yöresini kapladıktan sonra bir yandan kuzey ülkelerine öte yandan Asya’nın içlerine dek yayılan bir inançtı.  (Erhat,1972, s:183). Bu inancın Anadolu’da en sağlam kalkanı kuşkusuz ki Hacılar ve Çatalhöyük’te yapılan kazılarda tanrı ananın yüzlerce heykelciği bulunmuştur (Akurgal, 1997, s:5).Tanrı Ana daima çıplak olarak çeşitli şekiller yatmış, çömelmiş, uzanmış durumlarda ve özellikle doğum yapma sırasında tasvir edilmiştir. Bu doğum hali tanrıçanın insanlığın devamlılığı için bereket ve çoğalım sembolüdür. Aslında tanrıçanın bu fonksiyonu doğanın ona verdiği bir armağandı ki bunun bereket ve doğuma dönüşmesi ise yine doğayla açıklanıyordu. Tanrıçanın doğayla olan bu özelliği yanında iki leoparın olmasıyla  da açıklanabilir.Neolitik çağ için bir başka ilginç olan durum ise binlerce yıl öncesinde birbiriyle doğrudan veya dolaylı olarak ilişki içerisinde olsun ya da olmasın tapınımın kadın bedeni üzerinde oluşturulduğudur. Yani Neolitik imgelemin en önemli unsuru “kadın”dır. Kadın yani “ana” olan doğuran dişi cins hem yeni nesle can veriyor hem de her türlü besin kaynağının son derece zor elde edildiği yaşam şartlarından göğüslerinden akan süt ile mucizevi bir şekilde hazır besin üretebiliyor bununla dünyaya getirdiği insanı besleyip büyütebiliyordu (Aydıngün, 2006, s:12). Kadın değişebilen bu fizyonomisi yani genişleyip ve küçülmesi sonunda insan devamlılığını sağlıyor olabilmesi erkek bedeninin  yavanlığına karşı muhteşem ve önemli bir olguydu. Bütün bu kadın ve ana tanrıça fizyonomisi taştan, topraktan yapılmış bir çok “ana tanrıça” figürününde sanatsal bir nitelik kazanmış ve arkeologların yaptığı son derece önemli yorumlarla Neolitiği anlamlı bir duruma getirmiştir.                                                                            Sinan YILMAZSelçuk ÜniversitesiArkeoloji  4.sınıf                                                                                              arkeoloji2005@hotmail.com   KAYNAKÇA Akurgal, Ekrem. 1997. Anadolu Kültür Tarihi, Ankara, Tübitak Yayınları.Aydıngün, G. Şengül. 2006. “Yerleşik Hayat Öncesi :Yaratan Beden”Tunç Çağı’nın Gizemli Kadınları:, İstanbul, Yapı Kredi Yayınları.Erhat, Azra. 1972. Mitoloji Sözlüğü, İstanbıl, Remzi Kitabevi.Childe, Gordon. 2006. Tarihte Neler Oldu? Çev: Alaeddin Şenel ve Mete Tuncay.İstanbul, Kırmızı YayınlarıÖzdoğan, Mehmet. 2006“Yakın Doğu Kentleri ve Batı Anadolu’da Kentleşme Süreci”,   Armağan Erkanal’a Armağan: Kültürlerin Yansıması. İstanbul, Homer Kitabevi. 



İlginizi çekebilecek yazılar:

Bir yorum var

  1. nurettin | 4 Aralık 2008, 13:23

    düşüncelerin aktıgı ırmaktaki son sesler diye düşünüyorduk gençlerimizi ama kalemi sağlam değerli insanlar gün gectikçe artıyor.yazınızı okulumdaki öğrencilerime okutacagım

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.