Oyunlarla Yabanlaşanlar
3 Eylül 2009, 13:38
Geçenlerde, önceden okumuş olduğum Yakup Kadri’nin en önemli romanlarından biri olan ‘’Yaban’’ı tekrar okuma fırsatım oldu. Bu kez ,’’Yaban’’ı – öncekinden farklı olarak- tabiri caizse ‘ toplum için sanat’ kaidelerine riayet ederek okumaya çalışırken,favori yazarlarımdan olan ‘Oğuz(cuğum)* Atay’ın ‘Oyunlarla Yaşayanlar’ tiyatrosuyla bağdaştırmaya çalıştım.
***
Yaban romanının başkahramanı sayın yaban Ahmet Celal.Bir paşanın oğlu. İyi bir eğitim görmüş , Kurtuluş savaşında kolunu kaybetmiş aydın bir komutan… Savaştan , kaybettiği kolundan dolayı kerhen terhis olmuş ve emrindeki askerlerden biri olan Mehmet Ali’ nin köyüne yerleşmiştir.Ahmet Celal , uğruna savaştığı, Anadolu halkının milli şuurdan bihaber hallerini müşahede eder ve tam bir hayal kırıklığı yaşar ve buhranın eşiğine gelir.Onun dilinden anlayan tek sırdaşı, durmadan bir şeyler karaladığı günlüğüdür.
***
Ahmet Celal , kendini bu köyde kendi tabiriyle ‘ bir çanak sudaki bir damla zeytinyağı gibi görür. Köy halkıyla aynı değerleri ve hissiyatı paylaşamadığını şu serzenişinde anlıyoruz : ‘Fakat inanılacak şey değil. Ben savaşı istemeyenlerin arasında yaşıyorum… Bu milletin tek güç kaynağı bu köyler , bu hastalık , yoksulluk, umutsuzluk yuvaları değil mi? Bu savaşta subayların yönetecekleri insanlar hep bu aralarında yaşadığım kanları çekilmiş , derileri kemiklerine yapışmış gözlerinin fer i kaçmış hayaletler değil mi?
***
Yakup Kadri ve Oğuz Atay , her ne kadar sebep olan sorunsallar farklı olsa da aynı şeyden muzdariptir. Türk aydını ve Türk halkının arasında oluşan uçurum ve kopuşlardan… Türk aydını halkına hitap edememektedir. Ya anlatamamakta ya da anlaşılamamaktadır.Oyunlarla Yaşayanlar tiyatrosunun ‘yabanı’ ya da Oğuz Atay ın tabiriyle ‘tutunamayanı’ (disconnectus erectusu)emekli tarih öğretmeni sayın tutunamayan Coşkun Bey dir. Coşkun Bey, yazdığı tiyatro eserlerinin halkına seslenemediğini düşünür. Doğulu ve batılı olmak mefhumları arasında bir keşmekeşlik yaşamaktadır.Bu nedenle çok yönlü olmak zorunda bırakılan Türk aydını portresi çizer. İlginçtir ki hem ‘’Yaban’’da hem de’’ Oyunlarla Yaşayanlar’’ da, Türk aydını acımasız bir özeleştiri yapmaktan geri durmaz.
***
AHMET CELAL:’’ Bunun sebebi, Türk aydını gene, sensin! Bu viran ülke ve bu yoksul insan kitlesi için ne yaptın? Yıllarca onun kanını emdikten ve onu bir posa halinde katı toprak üstüne attıktan sonra , şimdi de gelip ondan tiksinmek hakkını kendinde buluyorsun…’’ derken ;
***
‘’Ey zavallı milletim dinle! Şu anda hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim senin hakkında az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor… Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatmıyoruz. Sefil ruhlarımızın sefil karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz…’ diyen Coşkun ‘a yıllar öncesinden ilham verir.
***
Neticede hem Ahmet Celal hem de Coşkun, halkından çeşitli nedenlerle kopmuştur ya da kopartılmıştır. Nitekim ikisi de ‘tutunamadıklarıyla’ kalırlar ve bu ülkenin’ yabanı’ olurlar. Okumaktan zevk alacağınız iki kitabı da şiddetle tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar diliyorum…
*Ehl-i Tutunamayanca malum bir kavramdır.
Gökhan Özcan
gokhan_0288@hotmail.com
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:

