SEÇİM YAKLAŞIRKEN

31 Ocak 2009, 10:22 | 262 kez okundu


Bilindiği üzere 29 Mart 2009 tarihinde mahalli idareler seçimi yapılacak.
Seçimin önemi ise gayet açık.
Bu seçim, iktidar ile muhalet arasında genel seçimler öncesi bir boy ölçüşme olacaktır.
Bir yanda geçtiğimiz yerel seçimlerde kazandığı mevzileri terk etmek istemeyen ve kazanamadığı illerde de koltukları teslim almak isteyen iktidar,diğer yanda özellikle Ankara ve İstanbul ‘da seçime büyük bir gayret ile hazırlanan ana muhalefet.

İktidar cephesinden baktığınız zaman özellikle Ankara ve İstanbul ‘da alınacak mağlubiyetlerin ülke geneline etkisi çok ama çok güçlü olacaktır.
Buradan hareketle,seçim yaklaştıkça adaylar-partiler arası çekişme ve çatışmaların artarak devam edebileceğini söyleyebiliriz.

Şimdi bu noktada Ankara’ya göz attığımız zaman göreceğimiz, uzun süredir görev yapan İ.Melih Gökçek ‘in hizmetleri bir yana,gerilimleri ile ön plana çıktığıdır.Sanırız kendilerinin Ankara’da sürtüşmediği tek bir kurum kalmamıştır.Aynı zamanda partisi tarafından aday gösterilme sürecinin de , birçok partili tarafından İ.Melih Gökçek’in bu seçimler öncesi şüphe ile karşılandığını gözler önüne sermiş oldu.İşin bir başka önemli boyutu ise,Ankara’ya aktarılan muazzam ödeneklerin,hangi firmalara, ne şekilde ve hangi usule uygun olarak verildiği şüpheli ihaleler yoluyla nasıl kullandığıdır.Bu konuya zaten başlı başına bir araştırma konusudur.Takdiri Ankara halkı yapacaktır.

İstanbul’a bakarsak.
Payitaht, özellikle muhafazakar partiler için daima bir kale olarak görülmüş,belediye başkanlığı yolunda alınacak zafer ise her zaman bir fetih olarak tanımlanmıştır.Bu nedenle uzun süredir ellerinde tuttukları İstanbul’un, mevcut iktidar için önemi, sanırım Başkent’ten de daha önemlidir.
Ve bugünkü iktidarın sahip olduğu görüş (Parti isimleri farklı olsa da); 27 Mart 1994 yılında R.T.Erdoğan’ın belediye başkanlığı koltuğuna oturması ile beraber, günümüze kadar makamı başka bir partiye teslim etmemiş, 15 yıl boyunca farklı belediye başkanı isimleri altında İstanbul’ da ‘’saltanatlarını’’ sürdürmüşlerdir.
Şimdi bu 15 yıllık sürece kısaca göz atacak olursak ilk dikkatimiz çekecek olan konu herkesin ifade ettiği üzere yapılan yollar ve metro ağı olacaktır.Herkesin sıklıkla tekrar ettiği,belediye çalışıyor denmesine neden olan asıl konu budur.Elbette burada inkar edilecek bir durum yoktur,üstelik demokrat ve yurtsever dünya görüşümüz, mevcut bir olguyu yok sayma basitliğine bizi itmeyecektir.Ancak gördüğümüzü yanlışları da söylemek boynumuzun borcudur.

Öncelikle İstanbul dendiği zaman İstanbul ‘da yaşamayan insanımızın dahi aklına gelecek olan ilk sorun,trafiktir.Trafik sorunun temelinde ise,artan nüfus ve araç sayısı ve de ulaşım imkanlarının kısıtlılığı ifade edilmektedir.Sorunun temeli bu sayılanlar iken; nüfus ve araç sayısı konusunda bir daralmayı yaratmamız sözkonusu olmadığına göre yapılması gereken elbette yeni ulaşım seçeneklerini hizmete sunmaktır.Şimdi İstanbul’a baktığımız zaman 15 yılda bu yönde çalışmaların yapıldığı aşikardır.Ancak hangi mühendislik harikasıdır ki yıllar yılı bu çile bitmemekte,bitmediği gibi sorun artarak büyümektedir.Artık yol genişletme çalışmaları,viyadük,üst geçit çalışmaları İstanbul’un derdine derman olmamaktadır.Aynı zamanda sayısı parmakla ifade edilebilecek kadar olan deniz taksilerinden bahsetmeye gerek görmüyorum.Bu zihniyetin bir başka övünç kaynağı olan metro hattını incelediğimiz zaman ise görülecek manzara,İstanbul gibi bir kent için sözkonusu metro ulaşım ağının, sağlanan bunca ödeneğe ve imkanlara rağmen son derece düşük kapasiteli olduğudur.
Sözün özü 15 yıl boyunca devamlı bir ısrar ile sürdürülen karayolu açma ve genişletme çalışmaları ile son derece yavaş ilerleyen metro çalışmaları sebebiyle sorun,içinden çıkılmaz bir hal almıştır.
İstanbul ‘un bu dertten kurtuluş yolu,yer altı ve yer üstü demiryolu taşımacılığına ve denizyolu taşımacılığını çok acil bir şekilde hız verilmesinden geçmektedir.Karayolu,artık İstanbullu’nun derdine derman olmamaktadır.

Bu anlamda; ‘’şu kadar yol yaptık – şu kadar köprü yaptık’’ popülizmine verilecek bir prim ve aferin sözkonusu değildir.

İstanbul ile ilgili bir diğer hayati konu ise herkesin malumu olan deprem gerçeğidir.
İstanbullu 1999 yılından itibaren tek kelime ile ölümü beklemektedir.Bu durumun başka bir tarifi,izahı yoktur.Halkın ne evinde ne iş yerinde ne çocuğunu gönderdiği okulda ne tedavi olduğu hastanede herhangi bir deprem hazırlığı sözkonusu değildir.Şimdi birileri çıkıp da ,Toki’nin yaptığı konutları (Depreme karşı ne derece güçlü olduklarını bilmiyoruz) deprem hazırlığı diye önümüze sunarsa,yapılacak en ağır hatalardan biri yapılmış olur.İstanbul’un nüfusu resmi rakamlara göre 2008 sonu itibari ile 12.697.000 kişiye ulaşmıştır.Bu nüfusun yüzde kaçı depreme dayanıklı konutlarda yaşamaktadır,İstanbul’da kaç kamu kuruluşunda depreme hazırlık anlamında çalışma yapılmıştır?Bunların cevabını İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin vermesi gerekmektedir.Çarpık kentleşmeyi körükleye körükleye kenti yaşanmaz hale getirenlerin politikayı bir kenara itip,halk için çok çok acil çaba sarf etmesi gerekmektedir.

Eğer 10 yıl boyunca bir arpa boyu yol alınamamış olması başarı ise, evet bu yönetim başarılıdır.

Buraya kadar İstanbul’un en hayati iki sorunu hakkında bilgi aktarmaya çalıştım.
Bu kenti seven ve yıllardır bu kentte yaşayan bir insan olarak, asayiş sorunu olmak üzere diğer birçok soruna değinmiyorum.
Bu konular ziyadesi ile İstanbullu’lar tarafından bilinmektedir.

Şimdi önümüzde iki seçenek var .
Ya mevcut yönetimin yukarıda sayılan iki konuda ki üstün başarılarını!!! takdir edip,yeniden görev vereceğiz ya da yeni bir yol seçeceğiz.Bu seçim , politik bir tercihin yansımasından ziyade nasıl bir şehirde yaşamayı seçeceğimizin cevabı olacaktır.

Eğer belediyeden alınan 25 YTL-50 YTL-100 YTL lik çekler,dağıtılan kömür ve birkaç torba gıda yardımı,orta şiddetli bir depremde dahi yıkılmaya hazır evlerde yaşamak,her gün her dakika yaralanma ya da ölümle sonuçlanacak bir saldırıya uğrama ihtimaliniz,trafikte kaybedeceğiniz zaman ve daha kötüsü her an karşılaşabileceğiniz sonucu meçhul bir trafik kazası olasılığına rağmen, mevcuta ‘’evet ‘’ denecekse, sözümüz yok.

Diğer seçenek ise; ulaşım sorununu aşmış,depreme hazırlanan,asayiş problemini çözmüş, sosyal devlet anlayışının gereklerinin yaşandığı,Arap şeyhlerine peşkeş çekilen arazilerin ve usulsüz ihalelerin gündem oluşturmadığı,vurgunun,soygunun değil,kültürün,sanatın,medeniyetin,her türlü insani değerin sınırsız yaşandığı bir dünya kentinde yaşamaktır.

Karar bizim.

İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: