Sol, Ergenekon, Gençlik ve Kopuş

15 Ağustos 2008, 11:04 | 261 kez okundu


Yiyin birbirinizi! Bundan birkaç ay önce , çok değil Ergenekon operasyonlarının bir çağlayan misali akıp dökülmeye başladığı dönemde Birgün gazetesinin manşeti buydu: Yiyin Birbirinizi! AKP ile birlikte olan dinci – liberal kesim ve geleneksel laik seçkinler (asker-bürokrat-yerleşik sermaye) arasındaki savaşa Birgün gazetesinin yaklaşımın en sert şekilde somutlaştığı cümleydi. Ertesi gün Ergin Yıldızoğlu (Cumhuriyet) köşesinde Mahir Çayan’ın Bütün Yazılar’ından alıntı yaparak cevaplandırdı bu “sert” manşeti. Bu alıntılarda Çayan’ın “Kemalizmin özü emperyalizme karşı bir tavır alıştır“, “Kemalizm, emperyalizmin işgali altındaki bir ülkenin devrimci – milliyetçilerinin bir milli kurtuluş bayrağıdır”, “Kemalizmi bir burjuva ideolojisi veya bütün küçük – burjuvazinin veyahut asker – sivil bütün aydın zümrenin ideolojisi saymak kesin olarak yanlıştır” cümleleri kullanılmış ve yedi yüz yıl feodal ağlarla örülmüş teokratik bir imparatorluk olan Osmanlı’dan burjuva devletine geçiş için gerçekleştirilen / gerçekleştirilmek istenilen Aydınlanma Devrimi’ni Mustafa Kemal Atatürk‘e borçlu olduğumuz vurgulanmıştır. Ergin Yıldızoğlu , Bütün Yazılar’a dayanarak ve de sosyalist bir ülkede öncelikle aydınlanmanın gerçekleşmiş olması gerektiğini öne sürerek, Kemalizm’in bir gereklilik olduğunu ve bugün bu kazanılmış Cumhuriyet değerlerinin, ABD ve AB güdümlü dinci-liberal kesim tarafından ortadan kaldırılmak istendiğinin altını çizmekte ve bir zamanlar “devrimci” olan bu eski tüfeklerin, bugün neden ve nasıl bu yaklaşımı sürdürdüklerini anlayamadığını, dinci kesimin Cumhuriyet’i ortadan kaldırırken ileride yapabileceklerine dair TUDEH örneğini bildirmiştir.

“Kemalizm, emperyalizmin işgali altındaki bir ülkenin devrimci – milliyetçilerinin bir milli kurtuluş bayrağıdır”“Kemalizmi bir burjuva ideolojisi veya bütün küçük – burjuvazinin veyahut asker – sivil bütün aydın zümrenin ideolojisi saymak kesin olarak yanlıştır”

Aradan geçen birkaç ay sonrasında, geçtiğimiz günlerde bu dinci-faşist çevrelerle liberal ve son dönemin moda deyimiyle Ergin Yıldızoğlu’nun oklarının hedef olan “liberal sol” kesim beraber bir darbe karşıtı demokrasi (!) yürüyüşü gerçekleştirmişlerdir. Üzerinde duracağım konu ise “sol”un özellikle de gençliğin, bu savaşta nerede duracaklarıdır. Öncelikle Ergin Yıldızoğlu’nun yazdığı yazıdan yola çıkmak gerekirse diyebiliriz ki, evet, bugün eğer bahsedilen Cumhuriyet’in değerleri laiklik v.b. ise tehlikede olduğu (hiç değilse günlük yaşamdaki yansımaları olarak) doğrudur; ama yok eğer bahsedilen değerler 12 Eylül faşizminin bıraktığı anayasa, kanunlar, yasaklar v.b. ise, hayır, bu konuda hiçbir endişeniz olmasın bu değerler şimdi daha da bir korunmakta ve de üstelik bunların yanında ülkemizde yeni zenginler yaratılmakta, AB ve ABD çok daha rahat hareket edebilmektedir. Fakat bu savaşta gözden kaçan sürekli artan yoksulluk, işsizlik gibi bilinen kapitalizmin bin bir türlü eklentilerinin bugünlerde olağanın çok üstünde seyretmesidir. İşte bundan dolayıdır ki sol, ne bu çarpık kapitalist sistemin ve elit kesimin tarafındadır ne de dinci-faşist kesimin tarafındadır. Sol ve devrimci gençlik açık ve net halkın tarafındadır, işçinin saflarındadır, yoksulun ve tüm ezilenlerin yanındadır. Sadece ne yapılması gerektiğinin sorusu sorulmalıdır.

Sınıf mücadelesinin ne salt bir Kürt hareketi ne de salt bir feminist, çevreci v.b. mücadeleler olarak algılanmasının önüne geçilmelidir.

Bu sorunun cevabı verilmeden önce hemen kısaca değinilmesi gereken nokta cevabını da içinde taşıyan cinstendir. Bizler bugün birçok mevziimizi yitirmiş durumdayız. Örneğin bir zamanlar Atatürkçü kimi kurumlara içerilerinde “devrimciler” olduğu için saldırılıyordu, sol halkın değerlerinden türkülerinde kopukmuş gibi algılanmıyordu, yani kısacası sol halktı “halkın sesi”ydi.. İşte şu an bunları kırmanın tam zamanıdır. Halka tekrar gerçekleri gösterebilmenin zamanı… Sürekli ve olumlu eylemler, toplumsal muhalefeti arttırıcı çalışmalar yapılabilir. Sosyalist bir insanın hiçbir zaman destekleyemeyeceği terör lanetlenebilir, şehitler ve bayrak konusunda bu ülkenin insanlarının hassasiyeti göz önünde bulundurulabilir ve bulundurulmalıdır da, Kürtçe anadilde eğitim istenirken Türkçe’nin emperyalizmin dili konumundaki İngilizce karşısında yozlaştırılmasına bir ses de tabi ki şovenizme teslim olunmadan devrimci ağızlardan çıkarılabilir, Kürt hareketi için ortak çözüm önerilirken Kürt sorununun arkasına yedeklenilmekle kalınmamalı Kürt sorununu diğer sorunlarla beraber aynı programın bileşeni olarak kabul edilmeli ve daha önemlisi, çözümden ne anlaşılması gerektiği net olarak ortaya konulmalıdır. Sınıf mücadelesinin ne salt bir Kürt hareketi ne de salt bir feminist, çevreci v.b. mücadeleler olarak algılanmasının önüne geçilmelidir. Çünkü sınıf mücadelesi ne bu toplumsal hareketlerden bağımsız düşünülebilir ne de toplumsal bu mücadeleler sınıf mücadelesinden ayrı tutulabilir. Bu ülkenin halklarının hassas olduğu din gibi konulara daha dikkatli yaklaşımda bulunulmalıdır, milliyetçiliğin pompalandığı günümüzde terminolojik anlamı olan “Kendi ulusal pazarını/piyasanı korumak” cümlesi halka anlatılmak suretiyle yerli sermayenin de nasıl türbanlı türbansız, Türk-Kürt ayrımı olmaksızın sömürü yaptığı deşifre edilmeli, bugün ülkemizde üst rütbelerde olan bir zamanların “akıncılarının”, Atatürkçülerin v.b. nasıl partilerinde uzaklaştırıldığı ya da zamanla nasıl şirket yönetimlerinde yer alarak değiştikleri açıkça incelenmeli, tarihi bulgular ortaya konulmalı ve eninde sonunda şu an çatışan kesimlerin uzlaşacaklarının delilleri açığa çıkartılarak toplum aydınlatılmalıdır ki bence bu sayede halkın desteği alınabilir ve inanıyorum ki en dinamik olan devrimci gençlik tüm bunları yapabilecek irade, bilgi, beceri, cesaret gibi üstün özellikleri tarihinde de olduğu gibi gene taşımaktadır. Yoksa kaybedecek daha mevzilerimiz var mı?

Ve son olarak devrimci demokrat kişi ve yapılar bir an önce Ergenekon davasını ölçü alan bir saflaşma halinden uzaklaşmalı ve mücadeleyi hiçbir egemen güce yedeklenmeden, kendi iç dinamikleriyle çözmeye çalışmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Türkiye’nin bu güçleri geçmişlerinde bugünün sorunlarını aşacak bilgi birikimi ve deneyime sahiptirler. Yeter ki bunu doğru kullanmayı becerebilsinler.

Aydın Şelte
Yıldız Teknik Üniversitesi
Metalurji ve Malzeme Mühendisliği
aydinselte[at]gmail.com

İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: