Kapitalizm’in Cezaevi Uygulaması ve Kapatılma

7 Mart 2009, 01:45 | 262 kez okundu


Halkın içinde olan belirli kilit isimlerin ve aydınların önüne geçe bilecek ceza sistemi uygulamaları on dokuzuncu yüzyılda Avrupa’da ortaya çıkmıştır.

”..burjuvazi siyasi iktidarı ele aldığında ve iktidar uygulamasının yapılarını ekonomik çıkarlarına uyguladığında müsamaha gösterdiği ve bir anlamda Eski Rejimde bir türlü var olma imkanı, alanı bulmuş halkın yasa dışılığı onun için müsamaha gösterilemez bir hal aldı; ve mutlak anlamda susturmak gerekti..(1)”

” …belirli biçimler altında Eski Rejim’de müsamaha gösterilmiş olan eski halk yasa dışılığın tam anlamıyla imkansız hale gelmesi : Bütün halk tabakalarını genelleşmiş gözetim altına fiili olarak almak gerekmiştir.(2)”

Burjuvazinin tehdit olarak gördüğü ve önünü kesebilecek her türlü engeli ortadan kaldırmak için başvurduğu ”kapatma” yada  ”gözaltı” tekniği Avrupa’da işçi sınıfının burjuvaziye karşı kullandığı gücü kırmak için ortaya çıkmıştır. Napolyon zamanında uygulanan imparator başsavcıları, başsavcılar savcıları, savcılarda herkesi .. ”devletin her kör noktası aydınlık altında kalacaktır” yapılanmasıdır. Daha sonra  bu modeli sanayi devletleri kendi bünyesinde de uygulamak zorunluluğu hissetmiştir. Cezaevine alınarak kapatılan işçi sınıfının cezasını tamamladıktan sonra devlet tarafından çıkarılma esnasında  ”damga”lanması, yani yaptığı iş ile ilgili tüm kurumları işçinin yüzüne kapatması ise olayın cabasıdır. Bu uygulamadan sonra hapishaneden çıkan işçi sınıfı yapmakta olduğu işe geri dönememesi, dönemin burjuvası tarafından fabrikalara ve ticarethanelere geri alınmaması ile kendine başka bir alan yaratmaya çalışmıştır. Fakat yine kendi hayati şartlarının ağır gelmesi ile kendini suça yöneltmiştir. Tekrar toplanan ve her daim böyle süren işçi sınıfının mücadelesi hapishanelerde ve dışarıda isyan etmeye zorlanmıştır. İşçi sınıfının maaş,sağlık vs gibi giderleri burjuva sınıfına ağır gelmesi(!) nedeniyle dönemin burjuvası işçi sınıfını dolaylı yollardan tekrar hapishanelere kapatmıştır. Kendisini hapishanede bekleyen olay ise : Uzman olduğu konuda devam ettiği üretimdir. Yani maaşsız, güvencesiz ve geleceği olmayan bir yaşam… Bu olaylar örneklerden bazılarıdır.

Sürekli bir septisizm anlayışından mı yola çıkılıyor, yoksa gerçekten mi ülkenin kör noktalarında bir şeyler oluyor veya olgular üzerine tahliller yürütülüyor? Bu yapılanmanın tamamı burjuvanın çıkarına aynı zamanda işçi sınıfının cari hesabının zararına yazılıyor. Acaba bu uygulama halka hissettirilerek mi yapılıyor yoksa gizli bir teşkilatlanma ile halkın içine sızarak kendine tehdit oluşturabilecek kişileri veya kurumları tespit ettikten sonra gizlice mi harekete geçiliyor? Yoksa her şey burjuvazinin daha fazla para kazanmak için yandaşlarına ve konformist halka ”bütünlüğümüzü ve özgürlüğümüzü yıkmak istiyorlar, bunun için cezalandırılmaları gerekiyor” yaklaşımını mı ileriye sürüyorlar?

Devletin bu dönemdeki uyguladığı cezaevi oluşumu kapitalist ülkelerin halkını düşünen aydınlarını ve kurumlarını ciddi bir şekilde tehdit unsuru olarak görmüştür. Acaba günümüzde bu şekilde oluşumlar devam ediyor mu ve eğer devam ediyorsa halka hangi şekilde gösteriliyor?

80 öncesine kadar Türk toplumunun rütbe toplumu olduğunu ve girişimcilikle genel olarak fazla ilişkisi olmadığı  biliyoruz. Halkımız paradan ve sermayeden çok askerini ve devletini severdi. 80’den sonra ise akıl almaz bir şekilde parayı keşfedip yatırımı ve sermayeyi sevmeye başladı. Bazen hapishanelere atıldı, bazen yurtdışına sürgün edildi veya vatandaşlıktan çıkarıldı. Fakat vatandaşlarımız üzerinde ”kapatılma” başka türlü bir biçimde uygulanmaya devam etti.

20 yüzyıl kapatılması ; başka olaylarla ve araçlarla devam etti ; işçinin borçlandırılması, tasarruf sendikaları, işçiler için özel bloklar, toplu siteler, taksitli satış, erken emeklilik vs. gibi daha ince ve zekice kapatılma biçimlerine itilmiştir. Fiziksel kapatılmasından sonra bu sefer zihinsel kapatılma burjuvazide daha bir heyecan yaratmış, risklerini en az seviyeye indirerek halkı derin bir uykuya yatırmıştır.

Zamanımızın büyük gözaltı ve kapatılması halkımızı farklı boyutlara çekmiş; istedikleri ve hak ettikleri değeri, yeni ekonomik görüş ile farklı boyutlara çekilmiştir. Bu işçi sınıfının gerilemesi ne kadar sürecektir, ne kadar süre içerisinde refah seviyesi yüksek bir toplum hayali içinde yaşayacaklardır veya ne kadar zaman sonra istedikleri yaşam biçimine kavuşacaklardır? Orası merakla beklenmektedir.

Asıl önemli soru ise:

Türkiye bugünlerde çeşitli gözaltı olayları ve işçisinin hissettiği ağır yaşam koşullarının bunalımı ile tekrar yoğun bir şekilde ”kapatılma ve gözaltı ” süreci içine mi girdi ?

(1,2) A. Krywin ve Michel F. söyleşisi.

İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: