Tarihi(mi) Yargılıyorum!

26 Ağustos 2010, 00:01 | 430 kez okundu


Şu an, bu bulunduğum noktadan, durduğum yerin karakteristik yalnızlığından söyleyemeyeceğim cümleleri ardı ardına sıralamak istiyorum. Bunu yapayım ki, daha geniş ve daha üst bir sorumluluk noktasına henüz çıkamadan, henüz kalabalığa karışamadan, toprak beni tükürmeden, ben göstereyim kanlı dişlerimi! O dişler çok ısırdı kendi bedeninin etini…

Bir zaman vardı. Hayli geniş bir zamandı. İnsanlar kendilerine takılan sıfatlardan kurtulmak için kaçardı. Bugün bir zaman var. Zamansızlığın içindeki akrep ve yelkovan. Yalnızca bu ikisi. Ele geçirmişler dünyayı. Öğretmişler insanoğluna hata yapmayı, sahip olmadığı bir şeyi tüketmeyi; “zamanı”…

Bugünkü zamanda, bırak kendine takılan sıfatlardan kaçmayı, insan kendine sıfat takar olmuş. Bugünkü zamanda, hiçbir dayanağı olmamasına rağmen, insan şımarık olmuş. Bugünkü zamanda, sadece bugün yaşanılır olmuş.

Bir beyaz eşya markasının reklamına denk geldim geçen günlerin herhangi önemsiz bir gününde. Yeni evli çift emlakçıyla beraber yeni bir daireye bakmaya gider. Her şey tamam da mutfağı beğenmedikleri bir anda emlakçı kadının cep telefonu çalar. Karşıdaki ses yeni çiftle konuşmak ister. Emlakçı kadın şaşkınlıkla telefonu yeni evli çiftin gelinine verir. Karşıdaki ses yeni evli çiftin gelinine az sonra neler yapacağını hatta söyleyeceğini anlatır. Yeni evli çiftin gelini “Evet de, siz kimsiniz?” diye haklıca ve aklınca sorar. Karşıdaki ses “Ayrılmayın sizi bilmem ne markasının dünyasına bağlıyorum, tanışın” der ve aradan çekilir. Gelelim ayrıntıya…

Reklamın sonunda otomatik ses şöyle der tüketici olan bizlere: “Siz de fırsatlarımızı kaçırmayın. Arayın tanışalım. Sizi bilmem ne markasının dünyasına aktaralım.”

Reklamda bizi temsil eden yeni evli çift aramıyordu o markayı, o marka tarafından aranıyorlardı. Sonra bu marka yine buna benzer bir reklam daha çekti. Yine aradılar reklamda ve yine arayın tanışalım dediler. Ayrıntı size küçük mü geldi? Hiç de değil.

Bu ve benzeri kibar dayatmalar çoğalmakta. Markalaşma pompalanırken, insanlar sadece “tüketsinler” diye şartlandırılmakta. Kendilerine ait olmayan şeyleri tüketmeye şevklendirilmekte. Akrep ve yelkovan gibi. İnsan kendi ürettiği nesneler tarafından yönetilmekte. Sahip olduğumuz şeyler gün gelip bize sahip olmakta.

Efendim? Zamanı bir yaratmadık mı? Biz zaten hiçbir şey yaratmadık ki… Ürettik. Ama üretenleri de sevmedik. Toplumsal bilincimizi yerle bir ederek, insanoğlunu daha güzel bir yere taşımaya çalışan bütün ürünleri yok saydık. Kollektif unutuş/unutuluş herkesin ekmeğine yağ sürdü.

Geldiğimiz noktayı bir düşünelim. Kendimizi sorgulayalım. Hani kendimize bile ititraf etmediğimiz gerçeklerden kaçmadan, kaçsak da yakalanacağımızı bildiğimizden.
Bir kerelik. Duralım yerimizde.
Beğenecek miyiz olduğumuz yeri?

Tuna BAHAR



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.