Tepe Göz
12 Eylül 2009, 21:21
Yok olmak, sinmek, bıkkınlık veren toplumsal refleksler, yaşamak için koşullanmalar. Hayatlarımızı çembere alan sistemler. İnsanlar için var edildiği söylenen fakat insan unsurunu hiçe sayan sistemler. Doğduğumuz andan beri çevremizi bir dizi korku sistemi sarıyor. Tanrıdan korkuyoruz, liderlerden, gücü himayesinde tutanlardan daha hayata dair hiçbir şey bilmezken. Okula başlıyoruz. Sıraya vurarak çıkartılan sesleri notaya dönüştüren arkadaşlarımız var. Fakat hepimiz flüt çalıyoruz, bak postacı geliyor selam veriyor diyoruz. Denemek isteyen arkadaşlarımız var, uçurtmalarını babalarına yaptırmayan elinden her iş gelen cinsten arkadaşlarımız. İş teknik derslerinde ya bir kilim örüyoruz ya da bir devre kuruyoruz. İtile kakıla büyüdüğümüz okullar son senelerinde bizi dershaneye transfer ediyor. Orada da en iyi sınıflarda değilsen bir köşeye atılıyorsun. Beynini onların kalıplarının dışında kullandığında aptalsın. Hayatını bu sınırların dışına taşıdığındaysa işsiz, parasız.
Doğduğumuz andan beri çevremizi bir dizi korku sistemi sarıyor. Tanrıdan korkuyoruz, liderlerden, gücü himayesinde tutanlardan daha hayata dair hiçbir şey bilmezken
Birazcık farkındalık soyutluyor seni hayattan. Bu sistemler dizisi ideallerini alıkoyuyor. Girdiğin sınavların tek nedeni kazanmak, yalnızca kazanmak. İdeallerin için okuduğun bölüm bile bu sistemde aynı kalmıyor. Hukuk için sözelci olmuşsan mesela, o bir anda eşit ağırlığa geçebiliyor. Kazandığımızı düşündüğümüz her sınav bizi her an bu sistemin içine çekiyor. Okuyor fakat işini yapamıyorsun, bazen de iş hariç hiç birşey yapamıyorsun.
Peki, insan hayatında tutunacağı bir yeteneği olsun istemez mi? Lisedeyken tiyatro kulübündeydim, ya da liseliler arası bir müzik yarışmasında ödül almıştım, basket, voleybol oynamıştım… Sevdiği işi yapanlarsa azıcık aşım ağrısız başım diyor. Genco Erkal gibi yıllarını tiyatroya vermiş bir oyuncu mesela; bir tiyatrosundan 50 lira kazanırken, insanları ait olmadıkları villaların, köşklerin parçası olduklarına inandıran peri masallarının oyuncuları bir çekim için 50 milyar alabiliyor. Kısacası bu sistem insan unsurunu reddediyor.
Peki, insan hayatında tutunacağı bir yeteneği olsun istemez mi?
Yalancıları, sahtekârları, yeteneksizleri, yalakaları göklere çıkartan bu sistemde kim hayallerini gerçekleştirebilir? Bu veba sistemi bizi karantina altına almış. Oysa biz insanız. Yeteneklerini satmak için tüccar arayan salt varlıklar değil. Koşullara karşı direnmek zorundayız, var olabilmek için. Ve gerçekten insanı varsayan bir sistemi inşa edebilmek için hiç bir olaya yüz çevirmeyen kayıtsız kalmayan, duyan, hissedebilen, kendini düşmanlığa koşullamayan insanlar olabilmek için; artık tüm baskı araçlarını bir kenara atabilmeli ve varlığımızı duyurabiliriz. Sesimizi elinin altında tutan güçleri, korkuları bilirsek ve o güç dediklerimizin aciziyetini görebilirsek ancak varoluşumuza uygun davranmış oluruz. Ertelemeden, hemen şimdi…
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 2 yorum yapılmış
Yorum yazın:





Merhaba,
yazınız cok güzel olmus.
Doğduğumuz andan beri çevremizi bir dizi korku sistemi sarıyor. Tanrıdan korkuyoruz, liderlerden, gücü himayesinde tutanlardan daha hayata dair hiçbir şey bilmezken…. çok özgün bir yazı olmuş teşekkürler