Türkiye’de Türban, Amerika’da Ufo
24 Ocak 2008, 17:38 | 462 kez okundu
Küre ısınır, ısınırken kuraklık bekler alemi cihan, yağmurlar fırtınalar baş gösterir, büyük feleketlerin habercisidir. Sorumlusu kesinlikle küredir. Küreselleşmenin faydaları ya da zararları hakkında onlarca yazı okumuşuzdur, tekrarlayıp canızı sıkmanın gereği yok.
Türkiye’de büyük bir sivil anayasa girişimi var malumunuz. Küseresel ısınma gibi herkesin farklı beklentileri olmakla beraber kuvvetle muhtemel yan etkilerini yakında görmeye başlarız. Tüm cemaat Tayyip Bey’in peşine takıldık gidiyoruz. Ak bir ışık görüyoruz tünelin diğer ucundan… Umarım daha fazla gördüğümüz ışık trenin farları değildir.
Küseresel ısınma gibi herkesin farklı beklentileri olmakla beraber kuvvetle muhtemel yan etkilerini yakında görmeye başlarız.
Anayasa değişikliği değil de, bu ara nedense birden bire Türbana takıldık?
Gelin önce türban sorunu nasıl başladı bir hafıza tazeleyelim! 1969 Kasım’ına Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne gidelim ve “Cumhuriyetin ilk türban eyleminin” kahramanlarını yakından tanıyalım…
Kasım 1967, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi…
Öğrenciler İslam Tarihi dersine giriyor…
Profesör Neşet Çağatay kürsüde…
Prof. Çağatay ders başlamadan öğrenciler arasındaki bir genç kızı işaret ederek “Sen… Başörtülü kız…” diye sesleniyor…
Başörtülü kız “Ben mi efendim?” diye sorar;
Çağatay, “Evet sen” diyor,
“Sınıfta bu kıyafetle oturulmayacağını bilmiyor musun… Ya başındakini çıkar, ya da çık dışarı…”
Olaylar Neşet Hoca’nın bu tavrıyla durulmadı, Hatice Babacan kısa sürede basının bir bölümü tarafından açılan bir kampanyanın başrol oyuncusu oldu…
Fakültede boykot yapıldı…
Başka kız öğrenciler türban taktılar…
Dışarı çıkan bu kızın adı Hatice Babacan.
Oysa bugün türban sorunu maalesef çok başka yerlerde…
40 yıllık mücadelenin sonuda, “Türban kıyafet özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilecek farklı bir kıyafet olmanın çok ötesinde bir siyasi mücadelenin sembolü olarak Anayasa’ya fiilli olarak girmekte…”
İnancın üniversiteye kılık kıyafetiyle girmesine karşı çıkmıyorum…
Bu iktidar kadrolarının şimdi bir örneğini verdiğim geçmişlerinden ve genlerinden, türbanı Anayasa’ya taşıyacaklarına adım gibi eminim…
40 yıl önce 1967 Kasım’ında Hatice Babacan’la başlayan “üniversitedeki türban savaşı” bugün 2007 yılının yine Kasım ve Aralık aylarında “Yüksek Öğretim Kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” maddesiyle Anayasa’ya girecek ve türban yasallaşacak…
O ilk türbanlı kız öğrencinin bugünkü hükümetin en etkili isimlerinden, Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın öz be öz halası olduğu artık bir sır değil…
Türban kıyafet özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilecek farklı bir kıyafet olmanın çok ötesinde bir siyasi mücadelenin sembolü olarak Anayasa’ya fiilli olarak girmekte…
Asıl gündem sivil anayasa değil miydi? Neden yine takıldık sanal gündeme. Neden asıl mesele yılbaşı ertesinde elektriğe yapılan %15 zam olamıyor? Gündem dünyada Irak’ın işgali oluyor da bizim neden ana haber bültenlerimiz kömür dağıtan valileri ilk haber yapıyorlar. Yolcu sayısı düştüğü halde dünyada kâr yapan tek demir yolları neden bizim? Nedeni basit aslında, yolcu yerine kömür taşırsın. O taşıdığın kömürleri valilere dağıtırsın, sosyal devlet olursun. Kömüre muhtaç olacağın yerde, onları kendine muhtaç yaparsın, bağımlıdır artık koca bir millet.
Tekrar türban meselesine dönersek, kablo tv’nin nimetlerinden yararlanarak, dünyanın büyük haber kanallarından takip ettiğim haberlerde bir kaç haftadır tüm borsaların düşeceği belirtiliyordu. Uyarılar yapılıyordu. Halk tam panik olacak haldeyken San Francisco civarında UFO, Mars’ta oturan adam, memleketimde Türban gündeme oturur.

Yazan:




Ali aramıza hoşgeldin, güzel bir tespit yapmışsın, gerçi sonunu nasıl bağlayacağını merak etmedim değil. Ama sonunda anlatmak istediğini verebilmişsin.
Yazınız öncelikle edebi mi olacak, siyasi mi olacak? Önceliğinizi belirlemeniz gerekir. Edebi bir yazı yazarak siyasi bir olayı anlatırsanız bizi sıkar. Başarılarınızın devamını dilerim.
Çok ilginç bir yaklaşım şaşırdım kaldım.
bu ülkede gündem olması gerekn konular hep satır aralarında saklı kalıyor gündem hep ufak meselerle mesgul ediliyor. Belki de bu yüzden üzerine gitmemiz konulara gidemiyor hep kısır döngü olacak konuları tartısıyoruz, belki bu yüzden bazı konular cok kolay gündemden atılıp önemsizmiş gibi gösteriliyodur.
Ali Bey kesinlikle çok güzel bir yazı, çok beğendim. Çok doğru tesbitlr. Genelde Türk insanı biraz düşününce paranoyak mumalesi yaparlar ama, kesinlikle “ACABA”larla yaklaşmamız gereken bir ülkede yaşıyoruz.
Mesela ben şu konu ile de çok ilgileniyorum. Neden son dönemlerde Fizikçilerimizin başına birşeyler geliyor. Hatırlayalım Sayın Erdal İNÖNÜ’nün ardınan Isparta’da ki uçak kazası ve 6 Fizikçimizin vefatı… ardından Marmar Üniversitesi son sınıf öğrencisi Mirzabey adlı öğrencimizin ortadan kaybolması gibi ???? Acaba Neden ?
Düşünü Türkiye ???
Saygılarımla
Bizim ülkemizdeki gündem maddeleri gerçekten basit görünüyor ama bu başlıklarla aslında çok farklı alanlarda bir mücadele söz konusu.Belkide bunları daha çok su yüzüne çıkarıp tartışabiliriz yani daha dürüst olarak…
Olaylara karşı tutumumuz olayın hangi yollara gidebilecegıni belirlemede önemli bir etken.Bu sebeple hepimiz daha çok okumalı ,daha çok dinlemeli ve daha dikkatli konuşmalıyız.
Güzel bir yazı gerçekten bazı olayların unutulmaması ve unutturulmaması gerekiyor.
Guzel bir bakis acisi, ilgin bir yaklasim ama bu aralar bence sap ile saman iyoce bir birine karisti benim midem ve beynim artik hic bir seyi kladirmiyor. HEr sey bu kadar karisik mi olmak zorunda?
Bir an için Yılmaz ÖZDİL okuduğumu düşündüm.
Bazı Kemalistlerin başörtüsü sorununu bir geri kalmışlık sorunu gibi görmeleri ile Kürt sorununun çözüm yönteminin bölgenin ekonomik kalkınmasıyla çözüme ulaşacağını düşünmek arasında fark yoktur. İnsanlar yoksulluktan ve cahillikten kurtulursa başını açar diye düşünmek ile Doğu Anadolu kalkınırsa Kürtler kimliklerini unutur düşüncesi aynıdır.
Bizler en büyük hatayı başkalarının en temel haklarına ahkâm keserek yapıyoruz, kişinin en temel insani hakkı olan konularda fütursuzca ve rahatça yargılarda bulunuyoruz. Empati ve psikolojiden yoksun bir halde konuları marjinalleştirip içini boşaltmada sınır tanımıyoruz.
Tarık Tufan insanlara; ötekileştirenlerin de ötekini anlayabileceği umuduyla iki kelam etmiştir, o da noktamız olsun: http://www.youtube.com/watch?v=b6s92SQqTzA