Yanılsamalar

14 Mart 2008, 09:46 | 303 kez okundu


Bugünlerde Türkiye’nin dünya ile bağlantıları koptu. İletişim hatlarındaki ufak bir arızadan dolayı içe kapandı Türkiye. Ne dünya çapındaki ekonomik kriz,çinin önlenemez yükselişi, savaşlar, operasyonlar, ne de Irak’ta ana memesine doyamadan, elleri kalem tutmadan, sevgilinin saçını okşayamadan ölenler umurumuzda değil. Tek suçları altında petrol bulunan bir kara parçasında doğmak olan yüz binlerce insanın yakarışı, feryadı, isyanı bizi alakadar etmemektedir. Zaten bunlara duyarlı olan çok az kişi vardı. Artık onlarda yok denecek kadar azlar. Tüm gündemi iki şey oluşturmaktadır; başörtüsü ve laiklik.Bu kadar hayati anlam yüklenen ‘yüksek öğretim kurumlarında türban yasağının kaldırılması’ düşünceleri neden böyle bir zamanda hortladı. Açık bir nedeni var kanaatimce. 3 Kasım 2002’de iş başına gelen AKP’ nin tabanına verdiği sözlerden biriydi türban yasağını kaldırmak. Bu konuda AKP kadroları mevcut güçlerinin farkındaydılar. Daha AKP’nin doğalı 1 yıl olmuştu ve çocuk yaşta tahta çıkmıştı. Yeni yeni emekliyorlardı. Derken yürümeyi öğrendiler, 22 Temmuz 2007 seçimleri ile ergenliğe girdiler. Cumhurbaşkanlığı ve anayasa mahkemesini ele geçirince artık erişkin oldular. İstedikleri her şeyi yapabilecek gücü kendilerinde buluyorlardı. Ancak YÖ(Ü)K hala ele geçirilmesi gereken bir kale olarak duruyordu. Ancak bu kale ele geçirilince türban yasağı kaldıracaklardı. Nitekim Yusuf Ziya Özcan’ın YÖ(Ü)K başkanı olmasından sonra tüm güç avuçlarının içindeydi ve türban yasağının kalkmasını savunan bir komutan vardı YÖ(Ü)K kalesinde. Yasağın kaldırılması halinde tepkisinden en çok korkulan kurumlardan biri olan YÖ(Ü)K kısmen saf dışı bırakılmıştı. Zaten üye bazında da son atamalarla çoğunluk ele geçirilmişti. İşte böyle bir ortamda MHP çelik halatları germiş, AKP sarıkları, cüppeleri sandıktan çıkarmıştı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi AKP’nin imdadına MHP yetişmişti.

Yapılmak istenen dinin toplum temellerine yayılmasını sağlayacak ilk adımı atmaktır. Hedef ortaçağın karanlık zihniyetidir. Bu gün düşünceler yasaklanıyor, onlarca yıl önce kitaplar yakılıyordu. Orta çağda karanlık kafalar cadı diye, şeytan diye insanları diri diri yakıyorlardı. Bugün ki amaçta tarihin tekerleğini geriye döndürmek vardır. Hedefte işçinin, emeklinin, köylünün, sefaletini, yoksulluğunu, çektiği acıları türbanla örtmeye çalışmak vardır. SSGSS’yi, parasız, bilimsel eğitimi, ekonomik kötü gidişi, zamları, özelleştirmeleri unutturmaya çalışmak vardır.

Eğitim hakkı; sağlık, özgürce seçme ve seçilme, anadilde eğitim gibi temel hak ve özgürlüklerden biridir. Eğitim hakkı yoksun bırakılamayacak olmazsa olmaz haklardandır. Rektörler ve bilim adamları, üniversitelerde aydın, çağdaş, özgürlükçü bir ortamın yaratılmasını sağlasalardı ve eğitim nitelikli ve bilimsel olsaydı kimse çıkıp eğitim hakkım gasp ediliyor demeyecekti. Zaten böyle bir ortamda türban takanların sayısı yok denecek kadar az olacaktır. Bu sorun bize Türkiye’deki üniversitelerin çağına ayak uyduramaması ve üniversitelerdeki bilimsel eğitimin ne kadar yetersiz olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Düzen partilerinin sorunun çözümünde başvurdukları yöntem sakattır. Din siyasete alet edilmiş, oy kaygısı güdülmüştür. Sorunu öznesi durumundaki bayanlar sorunun çözümünde nesne durumuna düşürülmüştür. Erkek egemenliği ve hegemonyası burada da baş göstermiştir. Bu sorun oy amacı gütmeden, din siyasete alet edilmeden, erkeklerin sorunun çözümünde bayanların katkı sunmalarına olanak sağlayarak, demokrasiye ve modern insana yakışır şekilde çözülmelidir. Çözüm için baskıcı, yasakçı, otoriter ve gerici sınıflar ve kurumlar tasfiye edilmelidir. Sorun, temel hak ve özgürlükleri bir bütün olarak düşünüp, bütünün parçalarının birbirine bağlı olduğunu ve birbirlerini etkileyip kendilerini bütünde yansıttığı ilkesini göz önünde bulundurarak, hak ve özgürlükler üzerindeki tüm kısıtlamalar ve yasaklamalar kaldırılarak çözülebilir. İşte böyle bir anlayışla yaratılacak aydın çağdaş, özgür, demokratik bir Türkiye’de türban dini bir simge olmaktan çıkacaktır. Aksi takdirde çözüm arayışları çözülmesi gereken yeni sorunlar ortaya çıkarır.

Eğer gerçekten AKP ve MHP samimiyse, özgürlüklerin önünde engel olan yasakları kaldırmayı, demokrasiyi geliştirmeyi ve yaygınlaştırmayı gerçekten istiyorsa bunu ispatlamalı. Sorun bir bütündür, demokrasi sorunudur. Bütünün parçalarından birine hayati önem yükleyip, diğerlerini yok saymak doğaya da , bilime de aykırıdır. Bilim dışılıktır. Türban yasağının çözümünü kaos ortamına gebe bırakmaktır. Samimiyetlerinden şüphe duyulmamasını istiyorlar. Nasıl şüphelenmeyelim. Eğer o kadar samimiyseniz buyurun 301 sorununu çözün. Alın size Kürt sorunu, ana dilde eğitim sorunu, alevi sorunu, zorunlu din dersleri. Buyurun samimiyetinizi, özgürlükçülüğünüzü, demokrasi anlayışınızı temize çıkartma fırsatı. Tüm bunları bir kenara itip, bütünden başörtüsü sorununu cımbızla çekip çözmeye çalışmak ortada samimiyetten eser bırakmamaktadır. Şüphe duyulmasında ne kadar haklı olunduğu ortadadır. YÖ(Ü)K’ün yeni başkanı göreve gelir gelmez üniversitede tüm yasakları ortadan kaldıracağını söylemiş ve baş örtüsü sorununun çözümüne ışık yakmıştı. Tüm yasaklardan anlayışı baş örtüsü yasağıymış. Düşünceleri yüzünden cezalara, uzaklaştırmalara çarptırılan, okuldan atılan gençlerin hiçbir önemi yokmuş. Zaten kimsede Yusuf Ziya Özcan’dan bu sorunları çözmesini beklemiyordu. Beklemek saflık olurdu. Birde eğitimi paralı yapacaklarmış. Sanki şimdi parasızmış gibi. Yapılan insanları aptal yerine koymaktır.

Bir de konunun diğer cephesi var (sanki başka düşünceler yokmuş gibi medyada iki kutup yaratılmıştır.). Laiklik elden gidiyor diyenler. Bu noktada cevaplanması gereken sorular vardır. Türkiye laik midir? Laikse ne kadar laiktir? Darbeci güruh, neo-liberal dünyaya ve kapitalizme uygun ortam yaratabilmek için darbe yapmış (gerisi bahane) ve hemen ardından anayasayı değiştirmiştir. Bu değişikliklerle ülkeyi emperyalistlerin kucağına iyice teslim etmişlerdir. Düşledikleri toplumu yaratabilmek için bu zihniyet zorunlu din derslerini getirmiş ve bununla yetinmeyip Anadolu İmam Hatip Liselerini kurmuşlardır. Bu liselerin görünürdeki temel amaçları camilere imam yetiştirmek tir. Peki, bu imam hatip liseleri nereye bağlı? Devlete. İmamlar maaşlarını nerden alıyor? Devletten. Diyanet işleri nereye bağlı devlete. Din öğretmenleri nereye bağlı? Devlete. Diyanet işleri başkanlığının makam arabası kırmızı plaka taşıyor mu? Taşıyor. Diyanet işleri sadece bir mezhebin başkanlığını yapıyor mu? Yapıyor. Demek ki bazı yerlerde yanılsamalar var.

Türkiye ifade edildiği kadar laik bir ülke değildir. Belki düşüncelerde tam laik bir ülke var ama gerçek Türkiye bu düşüncelerdeki Türkiye değildir.

Baş örtüsü serbestliğini sağlayan değişiklik meclisten geçti. Sayın Cumhurbaşkanı da onayladı. Artık üniversitelere başörtülü öğrenci arkadaşlarımız girebiliyor. Bazılarına ise giremiyor. Yasadaki boşluk rektörler tarafından böyle yorumlanıyor. Dini toplumsal düzenin temeline oturtmaya çalışmak, dini kuralların geçerli olduğu bir hukuk düzeni kurmak, tarihin akışını durdurup geriye çevirmeye çalışmak sakıncalıdır. Sayın başbakan ve kurmayları samimiyet sınavında sınıfta kalmışlardır. Samimiyetsizliklerini gizleyememişlerdir. Çıkarttıklarını bas bas bağırarak söyledikleri gömleği çıkartmışlardı çıkartmasına da derilerini nasıl değiştireceklerdi? Gömlek değiştirmek kolay ya deri değiştirmek?



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.