Yılbaş(lar)ı
1 Ocak 2011, 14:51
Evet; ”Eski” olduğu söylenen bir zaman noktasını geride bıraktık ve ”yeni” olduğu söylenen bir zaman noktasında devam ediyoruz. Neden mi böyle söylüyorum ? Nedeni aslında çok basit ve bunu üç şekilde ele alacağım, birincisi kimlik açısından, ikincisi tarihsel açıdan ve üçüncüsü ise sosyal psikoloji açısından.
Evvelâ, kimlik açısından Türkiye’de yaşanan pek çok sorun olduğu kanısındayım ve insanlar bu gerçeklerden yüz çevirmeye çalışıyorlar. Nitekim, kendisinin Müslüman olduğunu iddia eden birisi, rahatlıkla yılbaşında alkol alıp sabahlara kadar eğlenebiliyor. Bir ”Perşembe akşamları ağzıma içki almam” psikolojisinin hâkim olduğu ortada.
Meseleye dinî perspektifle yaklaşarak bakmıyorum, herkes yaptığında özgür fakat bu kimlik problemi ve ikilem beni çileden çıkarıyor. Ayrıca bu tarz günlerin (Sevgililer Günü vs. Nitekim Sevgililer Günü de bir Hristiyan keşiş olan Valentine’den çıkmadır.) kapitalist ekonomi tarafından insanlara bir zorunluluk olarak ittirilmeye çalışılması da sinirimi bozuyor.
Peki neden yılbaşı ve yeni yıl kavramları din ile ilişkilendiriliyor ? Hz. İsa (A.S.)’ nın doğumgünü eğer 24 Aralık ise, bunun yeni yıl ile ne ilgisi var?
Tarihsel açıdan baktığımızda, yılbaşının din ile alâkasının olduğunu görürüz. 24 Şubat 1582 tarihinde, Papa XIII.Gregoryus kendi adıyla anılan Gregoryen takvimini kullanıma sunan kararı imzalayarak, dünya tarihinde bugün kullanılan ve ”milâdî takvim” olarak adlandırılan takvim türünü ortaya çıkarmıştır. Adı üstünde, ”milâdî” olarak adlandırılan bu takvim, Hz.İsa(A.S.)’ın doğumunun olduğu tarihi 0 yılı olarak esas alıyor fakat ay ve gün olarak 1 Ocak’ta başlıyordu. Böylece, M.Ö. ve M.S. kavramları yaratılmış oluyor.
Yıllar geçtikçe Hristiyan devletler bu takvimi kabul ettiler ve uygulamaya koydular. Cumhuriyet’in ilân edilmesinden sonra Türkiye’de de uygulamaya konuldu. Peki ya sonra?
Sonra, hicrî takvim, ülkemin Müslüman insanları tarafından unutuldu ve işte, yılbaşı kutlamaları başladı. Merasimler özellikle tertiplendi, havai fişekler atıldı yıllar boyunca, halbuki değişen bir şey olmadı!
Sosyal psikoloji açısından durum değerlendirmesi yaparsak eğer, burada toplumsal anlamda büyük bir sorun olduğunu görürüz. İnsanlar, yılbaşı kavramına ”bir umut kapısı” olarak bakmaya alıştırılıyor ve ”sanırım 10′dan geriye doğru sayıp bitirdikten sonra herşey değişecek, bu yıl bütün hayatım güzelleşecek” düşüncelerine kapılıyor ve kendilerini uyutuyorlar. ”Yılbaşı Tanrısı hediyelerini dağıtacaktır bu yıl.” diye bekliyorlar ama her zaman ne olacaksa o oluyor.
Halbuki, değişen bir şey olmuyor. Çünkü zaman, bir nehir gibi akıyor, biz insanlar bunu belli bir programlama yöntemine tabi tutuyoruz. Ama insanlığın çoğu, Montaigne’in de belirttiği gibi ”tanrılaştırma” ve ”tapınma” güdüsüyle yanlış bir şekilde yüceltme eğilimi gösteriyor ve bunu faaliyete geçiriyorlar. Herhangi bir muhalefetle karşılaştıkları zaman da ”Putlarıma ve tabularıma dokunma benim!” diye azarlıyorlar haklı muhalifleri.
Burada, bu tapınmadan, bu ritüel şekline zorla büründürülmüş yılbaşı olayından bahsedince aklıma Montaigne’in güzel bir sözü geliyor : ”İnsan, binlerce Tanrı yaratır ama bir solucan bile yaratamaz.”
Evet, yazıyı bitirirken bir parçayı dinleyelim isterim : God Is An Astronaut – New Years End
http://www.youtube.com/watch?v=u7fa1gfGpLc
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:

Yazan:



