Bazıları ‘Meeting’ Sever
5 Mayıs 2008, 21:55 | 277 kez okundu
Hayatımızın her yerinde, her hafta Tandoğan meydanında, Kızılay’da gördüğümüz mitinglerin etkisi ne kadar olabilir ki bizi yönetenler üzerinde? Rutine gelmiş bir bağırış çağırış, rutini geçmiş bir curcuna…
Üstelik, bu mitinglere gelenler haklıdır sadece. Gelmeyenler sorumsuzlukla, Mustafa Kemal’e ve ülkeye sahip çıkmamakla ve bu ülke için savaş vermemekle suçlanırlar.
Gittiği mitingin savaş olduğunu düşünen insanlara şaşarım ben!
Elbette ki mitingler seslerimizi duyurmanın bir yöntemi ve “olmazsa olmazlarımız” dan, ancak bunu her hafta ya da iki haftada bir, ellerine Mustafa Kemal fotoğrafını, ellerine bayrağımızı alan herkesin koşarak meydanlara dökülmesi ile, “sesinizi duyursanız da olmaz”a çevirdiğinizi göremiyor musunuz? Çok rahatsızım bu konuda. Üstelik bayrakçı teyzeler de cabasıdır. Herkesin elinde bir bayrak, kafasında Atatürk yazan bandana, kolunda bayrak, sırtında bayrak, yüzüne çizilmiş ay yıldız ve niceleri… ‘Gözlerim doluyor ne duygusal!’- falan değil! Mitinglere ben de katıldım defalarca, bu kadar rutine bağlamadan önceydi her şey ve elimde ne bir bayrak vardı, ne de bir Atatürk yada Cumhuriyet gazetesi simgesi.
Kendi başbakanlarını, halktan birine ‘Ananı da al git’ dediği için yerden yere vuran halk oturmuş, şimdi, Tayyip Erdoğan’a karşı aynı sözü tekrarlıyorlardı. Madem Tayyip Erdoğan’ı bu kadar ahlaksızlıkla suçladınız, aynısını yapmanız doğru muydu?
Herkes can hıraş Anıtkabır’e girmeye çalışır; delicesine aramalar sonucu Anıtkabir’i “feth eden” herkes, büyük bir huzurla ayrılır oradan. Amaç zaten Anıtkabir’ i fethidir. Akşam evet gittiklerinde televizyonunu açıp miting gösterilerinde ‘bayrak sallayanlar’ arasında kendisini görmeye çalışan bir çok kişi tanıyorum. Gülüyorum.
Gel gelelim bu mitinglerden en son gittiğim ‘Türban’a karşı’ mitingine, neden eylem değil de miting deniyor onu da anlamış değilim. Herkes bir heyecan ile gelmiş, Tayyip Erdoğan’a ‘yandaşlarını alıp İran’a gitmesini’ söylüyordu. Arkadaşımla birbirimize bakakaldık. Kendi başbakanlarını, halktan birine ‘Ananı da al git’ dediği için yerden yere vuran halk oturmuş, şimdi, Tayyip Erdoğan’a karşı aynı sözü tekrarlıyorlardı. Madem Tayyip Erdoğan’ı bu kadar ahlaksızlıkla suçladınız, aynısını yapmanız doğru muydu?
İkinci şey ise yine aynı mitingde, Anıtkabir’e girildikten sonra kocaman kocaman adamların ‘Tayyip türbanı Bahçeli’ye tak’ diye bağırması olmuştu. Önce gülüp, sonra neden güldüğümü sorgulayıp utanmıştım. Mustafa Kemal’e bu kadar değer verdiğini söyleyen, bu kadar saygı gösterdiğini söyleyen, başı sıkışınca toplanıp Anıtkabir’e gidip herkesi Ata’ya şikayet eden bir grup insanın, Anıtkabir’de “Ata’nın huzurunda” bu kadar bayağı bir lafı sarf etmesi doğru mu idi? Bir an düşündüm; üç beş kişi olunur, rakı masası kurulur, ülke kurtarılır ve çat diye bu slogan bulunur. Çünkü sesini tüm Türkiye’ye duyurmayı hedef edinmiş bir kitle için, dedikleri bu söylem önce kendilerine sonra diğerlerine saygısızlıktan başka bir şey değildir.
‘Atatürk’ümü geri isterim yada açıklama yapılsın yada her neyse’ diyerek bir konu açmış. Madem ‘her neyse’, “Neden açtın böyle bir başlık?”
12 Nisan’daki eylemle ilgili yaşadığım bir olaya gelmeden, şuna değinmeliyim sanırım. Gençlik sitelerimizden birinin girişindeki Mustafa Kemal ‘resmi’ kaldırılıp, yerine piyasaya yeni çıkacak bir grubun reklamı konulmuş ve site içerisinden bir kızımız bas bas ‘Atatürk’ümü geri isterim yada açıklama yapılsın yada her neyse’ diyerek bir konu açmış. Madem ‘her neyse’, “Neden açtın böyle bir başlık?” diye sorarlar zaten adama. Bu da ayrı bir olaydır. Girdiğin sitede ne kadar Mustafa Kemal’in istediği işlerle meşgulsün de, girişindeki Mustafa Kemal resmini bu kadar ‘her neyse’ istiyorsun. Kaldı ki, gidip kendilerine, ‘önemli olan bir yerde Mustafa Kemal’in resmini görmek değil, O’nun düşüncelerini benimseyip, ona göre davranmaktır’ dediğimde de, duyarsızlıkla suçlandığımı bildirmek istiyorum. Duyarsızım; çünkü bana göre, bana özelden ‘birer hamburger daha yesek mi?’ diye mesaj atabilecek bir çok insanın bulunduğu bir sitenin giriş resmi ‘Mustafa Kemal’ olsa ne olurdu, olmasa ne olurdu. “E peki eyvallah” sözleri ile yaklaşık beş aydır ziyaret etmediğim siteden ayrılmak üzere idim ki, oradan birileri ‘miting’e katılsana diyerek laf attı.
Ve geldik ‘meeting’ imize;
Mitinge katılmadım. Katılmama nedenim bayrakçı teyzeleri görmemek, el şakası ile dolmuş taşmış gençlerin bir yandan birbirlerini dürtüklerken, bir yandan da bayrak sallamalarını izlememek(ki bu kadar ciddiye alınan bir işteki ‘ne yaptığını bilememek’ olgusuna örnektir bu), ya da ayağında ‘nike’ ayakkabısı olan insanların gelip, ‘marlboro içiyorsunuz pis emperyalistler’ tadında bize bağırmalarından ayrı kalmayı istemekten öte şeylerdi. Yapılan eylemlerin artık rutine bağlamış olması, insanların ‘hadi gidek la eylem varmış’ diyerek eyleme gitme tavrına karşı olmam da değildi eyleme katılmama sebebim.
Arkadaşıma eylemi yapacak olan tabanın X partisinden yada X örgütünden olduğunu söylediğimde, ‘AKP’ye karşı olan her şeye varım’ gibisinden bir cevapla karşı karşıya geldim ve boş boş baktım suratına. Ağzımdan ben ‘AKP’ye karşı değilim’ sözleri döküldü kaldı. ‘Allah aşkına bu nasıl bilinçsiz bir kitledir?’ dedim içimden. Milli Egemenlik yürüyüşüne ‘AKP’ye karşı’ olduğu için katılan insanlar… Eğer o eyleme katılsa idim, katılmaktaki amacım AKP’ye karşı olmak değil, milli egemenlik kavramı içerisinde, her hangi bir durumda orada olacak insan sayısını ‘gövde gösterisi’ halinde, ‘diğerleri’ ne ispatlamak olurdu sanırım. Çünkü dediğim gibi ben ‘yalnızca’ AKP’ye karşı değilim, ben CHP’ye DTP’ye TKP’ye MHP’ye İP’ye DP’ye ve daha nicelerine karşıyım! Ben bu ülke insanını bölmeye çalışan, ülkemizin Amerikan mandası olma yolundaki değişimine neden olan ve bu neden oluşa sebep olan tüm partilere, tüm siyasilere karşıyım! Ben ‘Tam Bağımsız Türkiye’nin insanların kafasında silinmesine, basitleşmesine, anlaşılamamasına sebep olacak partilerin başa gelmesine neden olmuş ve olacak olan tüm siyasilere karşıyım! Ben o eylemi düzenleyen güçlerin tabanını oluşturduğu partilere de karşıyım ve bu yüzden de gitmedim o eyleme. Çünkü defalarcadır tekrarladığım sözler vardır benim. Hiç bir vatandaşın, yada halk – vatandaş kitlesinin, bir ülkenin bayrağını, kurtarıcısını ve mabedini kendine mal etme hakkı yoktur. Bu eylemlerde Bayrak ve Mustafa Kemal ve Anıtkabir yalnızca bir kesime mal edildiği için, bu eylemlere karşıyım ve son eyleme gitmedim. Siz eğer insanların sıfatlarına, lakaplarına; düşüncelerinden daha çok değer verilen bir ülkede, tutup bayrağı ve kurtarıcıyı belli bir kesimin propaganda aleti haline getirirseniz, alacağınız tepki büyük olur ve yaptığınız ise Mustafa Kemal’e ve bayrağa saygısızlıktan başka bir şey olmaz!
Benim kafamda siyasilere bağırmak tabanlı değil, sosyo-ekonomik ve kültürel yetersizlikten dolayı aydınlanamayan halkı aydınlatmakla ilgili düşünceler var.
Sizin propaganda haline getirdiğiniz değerlere, sizin gibi düşünmeyen insanların sahip çıkmasını bekleyemezsiniz ve sahip çıkmadıkları için de, daha sonrasında onları suçlayamaz ve yeremezsiniz. Kaldı ki, halkın ta kendisi olarak, halkı yerme hakkına böyle ‘eylemlerde’ asla sahip değilsiniz. Azıcık iğneyi kendinize batırmadığınız sürece – ki iğne diyorum- hiçbir şey elde edemezsiniz. Çünkü hep ‘diğerleri’ suçlu değildir, olamaz da! Siyasilere can hıraş bağırarak, insanlara neyin doğru olduğunu gösteremezsiniz. İşte ben bu nedenle eylemlere katılmıyorum artık ve bazılarının değişi ile ‘insanlar miting yapar ve bazıları da ancak böyle geyik yapar’ konumunda, sizlerle geyik yapmayı tercih ediyorum. Çünkü benim kafamda siyasilere bağırmak tabanlı değil, sosyo-ekonomik ve kültürel yetersizlikten dolayı aydınlanamayan halkı aydınlatmakla ilgili düşünceler var.
Sizlere biraz da ondan bahsedeyim. Düşüncelerimin adı ‘Halk Aydınlanma Hareketi’ ve yapılan mitinglerden, sallanan bayraklardan ve gösterilen Mustafa Kemal fotoğraflarından daha etkili olacağına inandığım, temeli kavrayan bir değişimin adı olacaktır bu ‘Halk Aydınlanma Hareketi’. Tüm insanların eşitliğine ve aynı seviyede yaşama hakkına sahip olduğu dünyamızda, insanların değişimi için onlara anlatmakla başlayabilirsiniz; baştakilere bağırıp çağıracağınıza. Onlara AKP’ye oylarını neden bir kilo bulgura satmamaları gerektiğini anlatmakla başlayabilirsiniz ve bunun için zaten çoktan yeterli bütçeniz vardır. Eylemlerde insanların kollarına sardıkları, kafalarına taktıkları bilumum propaganda eşyalarına verdikleri paraları kumbara yapıp bir fona aktarıp, bu fondaki paralarla gençlere ve çocuklara Türkiye Siyasi Tarihi ile ilgili kitaplar alıp hediye etseniz, mitingleri düzenlediğiniz paralarla kırsal kesimlerde insanlara seminerler verseniz, onlara katılsanız, emin olunuz ki mitinglerde gösterisini yaptığınız ‘biz buradayız’ dan daha fazla etkili olursunuz. Eğer, iki güne bir eylem yapmayı bırakıp, gerçekten gerektiğinde eylem yaparsanız; eylemlerde bu ülkenin değerleri olan Mustafa Kemal’i , Bayrak’ı ve Anıtkabir’i propaganda aracı yapmayı bırakırsanız, bu ülke için özel ve tarihi günlerde bas bas bağıracağınıza, cebinizden üç kuruş para çıkartıp, kişisel kazanım gütmeden, yalnızca ‘diğerleri’ dediklerinizi aydınlatmak için sempozyumlar düzenlerseniz, daha etkili olur çığlıklarınızdan, tüm bu yapılanlar. Çünkü çözüm halk aydınlanmasında, aydınların bağırmasında değil!
Sonuçlarında herkesin okuyabildiği, herkesin doyabildiği, herkesin eşit haklara sahip olabildiği bir Türkiye hedeflenmektedir
Halk Aydınlanma Hareketi ise, ‘Tam Bağımsız Türkiye’ de, kişilerin kökenlerine göre muameleye tabi tutulmadığı ve haklarını sonuna kadar arayabilecekleri iyi bir yargı sistemi ile desteklenmiş ortamda; düşünebilme ve düşündüklerini söyleyebilme özgürlüklerinin olduğu, bilimin gelişmesi için yatırımı ön planda tutucak bir devletin var olduğu, üretimde devletin ağırlığının hissedileceği bir sistemi ülkemize oturtmak için çaba göstericek her türlü kesimden insanın hep birlikte çalışması ve devlette bir yerlere gelmesi sonucu gerçekleşecek olan bir hareket olarak tanımlanabilir. Sonuçlarında herkesin okuyabildiği, herkesin doyabildiği, herkesin eşit haklara sahip olabildiği bir Türkiye hedeflenmektedir. Bu nedenle ‘Halk Aydınlanma Hareketimiz’ içerisine ‘yaşasın Tam Bağımsız Türkiye!’ demek adına, kendi isteklerinden vazgeçip, yaşayan halkın varlığına kendi varlığını adamayı ilke edinecek ve bu halkın dirliğini ve düzenliğini kendinden önde tutacak herkesi beklemekteyiz.
Ve ilk ana amacımız ülkemizde ‘Köy Enstitüleri’ni yeniden açtırmak için neler yapabileceğimizi belirlemek olacaktır. Bu konu ile ilgili fikirleri olanlarında bana e posta ile ulaşmasını ister saygılarımı sunar, yazımı burada bitiririm ve bana ‘insanlar miting yapar tepki koyar bazıları da dalga geçer’ demiş ve diyen arkadaşlara da şu son cümle ile cevap veririm;
“Bazıları – yalnızca – miting yapar…”
İlginizi çekebilecek yazılar:
Bir yorum var
Yorum yazın:





beğendim bu makaleyi.