gündemden inciler

19 Kasım 2008, 16:47 | 261 kez okundu

Önce susmak istiyor insan, sessizce izlemek gelişmeleri. Ama öyle bir gündem ki önümüze sunulan, bırakın susmayı haykırası geliyor insanın.

Artık elim televizyona giderken büyük bir çelişki yaşamaya başlıyor, birde saat haber saatiyse eğer…

Ülkem karışmış, yerle bir olmuş insanlık. Sokaklar aç insanlarla dolup taşmış. Elektrik yetmemiş, gözler doğalgaza uzanmış, oradan suya ve belki de çok yakında havaya…

Yeni bir kriz hâkimmiş dünya piyasalarına. İster istemez düşüyor soru akıllara:

Benim ülkemde kriz ne zaman bitmişti ki?

Eee ne duruyor büyüklerimiz o zaman, bir zam daha, hadi bir daha, bir daha…

Yetmedi mi, çıkar o zaman bir işçi daha, bir daha, olmazsa bir daha…

Milletin temsilcisi rolünü üstlenmiş zavallılar meclis kapısı önünde bağırmakta:

‘‘ Maaşlarımızın yarısını keserlerse biz nasıl geçineceğiz, böyle bir şeyin lafı bile edilmemeli’’

Peki, benim sözde temsilcim ne kadar maaş alıyor?

9milyar!

Yarısı?

4.5 milyar…

Düşünebiliyor musunuz, bizler hiç utanmadan sözde temsilcilerimizin 1 ay içinde 4.5 milyar parayla geçinmelerini istiyoruz.

Yok artık!

Peki, benim ülkemde asgari ücretle çalışan bir kişi bir ay boyunca ailesini kaç parayla geçindirmeye çalışıyor?

Yaklaşık olarak 500 milyon!

Neyine yetmiyor!

Bir de seçim arefesinde yığarlar kapılarına tonlarca kömürü, al sana yine oylar Gökçek’e!

Yolum yok, suyum yok, eğitimim paralı, evime doğru düzgün ekmek girmiyor ama birkaç parça kömürle silinir hafızam, unuturum yokluğumu, yoksulluğumu, onların çocukları yurtdışında eğitim görürken okula gönderemediğim çocuğumu.

Çünkü balık hafızalıyım ben!

Bir daha vurun tokadı, yüzüm alışmış zaten kızarmaya.

At bakalım o zaman bir kömür poşeti daha!

Böylece tamamen unutalım hadiseyi.

Ver kömürü, al oyumu!

Sözde muhalefet ne yapmaktadır peki bu sıralarda?

Çok ciddi işlerle uğraşmakta elbette. Daha birkaç ay öncesine kadar türbana karşı çığırtkanlık yapıp, bu Atatürk’ün ülkesine yakışıyor mu deyip al eline bayrağı fırla sokağa diye halkı gaza getiren Baykal, partiye katılım ve üye kayıt kampanyasının tanıtım töreninde üzerinde kara çarşaflar bulunan kadınlara gayet samimi bir tarzla rozet takıyor!

Laik Baykal!

Atatürkçü Baykal!

‘Gel ne olursan ol gel’ci Baykal!

 

Bir de lüzumsuzluğu açıkça ortada olmasına rağmen söndürülemeyen ampuller var tabii ki!

Al silahı, vur beline mantıksızlığıyla kardeşi kardeşe öldürtmeye meyilli sayın ampuller!

 

Bir cafeye bomba koyup birçok kişinin yaralanmasını terör suçu saymayıp yalnızca 10 ayla cezalandırıp, elindeki taşı polise atan henüz 13–14 yaşlarındaki çocukları azılı terörist ilan edip 23 yılla yargılanmalarına göz yuman sayın… lar.

Sonuçlar üzerinden hareket edip cezalandırmak da bir yol biçimidir ancak sormak lazım önce, bu çocuğun neden taş var elinde? Bu çocuk neden bu kadar hınçla doldu, bunlar ne zaman oldu, hangi koşullar altında. Biz ne kadar suçluyuz? Biz nerde yanlış yaptık.

Bunlar büyük sorulardır ama cesaret isteyen, insanı çözüme götüren sorular.

Yani seçilmesi her zaman için unutulan, zor gelen sorular.

Hani yaşayacaktı halkların kardeşliği, hani ya sev ya terk et mantıksızlığıyla yaşanmayacaktı artık ilişkiler, hani savunacaktık bir aradalığımızı!

Ne zaman kaybettik insanlığımızı, nasıl düşman edildik birbirimize, nasıl ekildi bu nefret tohumları içimize?

Zor sorular…

Ben şimdi bunları kendime de soruyorum sizlere de!

 

İlginizi çekebilecek yazılar:

Bir yorum var

  1. serkansgr | 22 Kasım 2008, 22:47

    katılıyorum. yalancılar artık hesap vermeli.

Yorum yazın: