Kadının Adı “Kadın”dır!
12 Aralık 2010, 10:38
Medya eline geçirdiği her fırsatta “kadın” kimliğini evirip çevirmeyi ne kadar da çok seviyor.
Haberin kendisi kadına yönelik şiddet olduğunda dahi kadının toplumsal rolü önplana çıkarılarak haberin servis edilmesi iyi niyet göstergesi olabilir mi?
Son günlerde tüm yayın organlarında okuyup, dinlediğimiz, izlediğimiz polis şiddetinden söz ediyorum. Ülkeyi yöneten başbakanın olayları değerlendirirken, eylemi yapan üniversitelilerin taleplerinden ziyade yumurta alacak paraları olması ve aldıkları yumurtaları atacak müsriflikte olmalarıyla ilgilenmesi de ayrıca trajikomik tabi…
Bu konuda izlediğimiz haberlerin çoğunda öne çıkan neydi?
Çevik kuvvetin şuursuz tekmeleriyle düşük yapan genç bir kadın.
Medyada bu an’a dair pek çok farklı yorum vardı dikkatimi çeken.
Kimisi “Hamilenin orada işi ne?” dedi.
Kimisi “O yaşta hamile mi?” kalınır dedi
Bazıları “Sevgilisinden hamileymiş, peh!” dedi
Ayrı ayrı yerlerinden rahatsız olsalar da çoğunun yerde yatan genç kadına ilişkin sıfatları aynıydı aslında.
“Ahlaksız.“
İnsan şaşıp kalıyor Türkiye’de yaşanan çifte standartlı ahlak öğretilerine.
Bir yanda 19′undan çok daha küçükken, çocuk yaşta zorla evlendirilen “çocuk gelinler”in yaşadıklarına olan duyarsızlık,
Öte yanda kendi rızası ile çocuk yapmaya karar vermiş 19 yaşında genç bir kadının kararının “erken” bulunarak yargılanması…
Biyolojik gelişimini tamamlamış olsa da düşünce kanallarını besleyememiş bir karikatüristin vakit gazetesinde yayınlanan kendince yaratıcı çizimini de görenleriniz olmuştur.
Hamile bir kadın, elinde bir döviz ile eylemde.dövizde şöyle yazıyor: Darbeye Özgürlük
Kadının karnındaki cenin de bombaya benzetilmiş.
Yorumsuz…
Böyle bir karikatür üreten zihine karşı söz söylemek duvara konuşmaktan farklı değildir çünkü. Kendi duvarlarının üzerine yıkılmasını umarak karikatür meselesini kapatıyorum.
Meydada ki bir başka yaklaşımda olaydan samimi üzüntüler duyan, devlet şiddetini eleştiren öne çıkan genç kadın ile dayanışma içinde olduğunu bildiren çoğu kadın olan gazetecilerin tavrıydı.
Onların samimiyetine gönülden inanmakla birlikte, feminizm açısından problemli yanlar gördüğümü söylemeliyim.
Şöyle ki; şefkatli gazeteciler olayları yaşayan genç kadına ısrarla kız çocuğu diyerek erkek egemen sistemin kadına dair seçtiği tanımları kullanmaktalar. Aslında sorun buna neden ihtiyaç duyulduğu?
Kız çocuğu denildiğinde herkes de uyanan duygu benzerdir, ilgi ve desteğe ihtiyaç duyan, masum,temiz bir insancık.
Genç kadın tanımlaması ise henüz Türk toplumu içinde çok kabul gören bir ifade değil.
Kadının tarifi hala cinsel deneyim yaşamışlar ve yaşamamışlar üzerinden yapılıyorken “Genç kadın” toplumun pek çok kesimi açısından “rahatsız edici” bile sayılabilir.
Öte yandan ısrarla hamile kadın bebeğini düşürdü vurgusunun yapılması ve devlet şiddetinin üzerinin ölen “bebeğe” ağıt sosu ile örtülmesi ayrıca problemli.
Hamileliği yüceltip, anneliği kutsallaştırmanın kadınları onore ettiği yanılgısı içerisindeyiz ne yazıkki.
Oysa ki kadını “annelik” e hapsederek, çocuğunu büyütmekten başka bir işe karışmadan, kendi küçük dünyasında yaşaması görevinin toplum eliyle verilmesi değilmidir bu sözünü ettiğimiz?
Dini alıntılara dayandırılan sözde gerekçelerle, siyasetten,ekonomiye, sanattan, spora hayatın pek çok alanına kadının eşit haklarla katılımının önünü tıkayan annelik rolü değil mi yücelttiğimiz?
“Kadının adı yok” demişti yıllar önce Duygu Asena. Kadının adı herşey oluyor ne yazık ki. Anne, sevgili, eş, edepli, hafif meşrep, bacı, kız çocuğu, hanım efendi, bayan…
Bir tek “kadın” olamıyor.
Kadın’ın haber bültenlerinde nesne olmadığı, şiddetin gerekçeler gösterilerek meşrulaştırılmadığı, günler dileğiyle..
Selin ÖZÇELİK
Sosyoloji Öğrencisi
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:

Yazan:



