Tarım ve İthalat

14 Mart 2010, 14:08

Ülkemizde tarım niçin gelişemiyor? Bu soruyu Osmanlı’dan beri bir tarım devleti olan ve halen de %20′ye yakın tarımistihdamı olan bir ülke için soruyoruz.Tarımla uğraşan kişi sayısına bakarak da ülkemizin sanayisinin diğerülkelere nazaran geri kalmış olduğunu kendi ağzımızla istemeden olsa da söyleyivermiş olduk.

Tarim ve bereket ile gelen mutluluk

Tarım ve bereket ile gelen mutluluk

İktisat tarihi kitaplarından öğrendiğimiz kadarıyla Osmanlı’nın ekonomisi tarıma dayalı bir sistemdi.Çöküş dönemi hariç tarımı çok iyi değerlendirmiş ve kendi imparatorluğunu korumak için ücretsiz olarak düzenli asker beslemiştir.Osmanlı devletin’de üretim kendi ihtiyaçlarını karşılıyordu.Ancak son dönemlerinde bu toprakların kullanımı devlet elinden mülkiyete ait topraklar halini almaya başlayınca bu kez işler tersine gitmeye başlamıştı.

Ekonomi bir yerden çatlak verince devletin bekası da sarsıntıya uğrar.Bu gerçek tüm devletler için günümüzde de böyledir.Osmanlı için de bu böyle olmuştu.Toprakları küçüldü küçüldü şirin ülkemiz Türkiye halini aldı. Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet eliyle yapılan tarımsal devrim niteliğindeki ilerlemelerle düzeldi.Ancak sanayi devrimini tam layıkiyle yakalayamadık herhalde.Bu yüzden günümüzde bile tarımla uğraşan kişi sayısı avrupa standartlarına göre bir hayli yüksek.Yüksek olması gayet doğaldır. Çünkü anadolunun çoğu yerinde eğitim almamış ya da alamamış gençler babalarının uğraştığı çiftçiliği tercih ediyorlardı ki bu araziler kuşaklar ilerledikçe miras yoluyla küçüldükçe küçülüyordu.

Mikro anlamda incelediğimiz parselin küçülmesi üreticinin daha az üretmesi demektir.Eğer üretici az üretirse bu işten maximum fayda sağlayacak olanlar bu işin pazarlığını yapan tüccarlardır.Çiftçimizin elinde yine pek bir şey geçmeyecektir.Çünkü maddi olarak dayanma gücü kalmayacağından elindeki mahsülü fiyat gözetmeksizin para ya çevirmek yani satmak isteyecektir.Üreticilerin dez avantajlarından bir diğeri ise ülkemize giren ithal mahsüllerdir.İthal mahsül ülkemize sürülünce yerli üretim yapan üreticilerin mahsüllerinin ya yüzüne baklımaz ya da çok ucuz fiyata alınır.Devletin ülkeye giren ithal mallara karşı çok düşük bir kota belirlemesi gerekir.Her ne kadar global bir kapitalist ekonomi olsa dahi devletin görünmez elinin bir yerlere dokunması gerekir.Ama bu elin çiftçiye tokat olarak değil…Bir diğer yanı ise devletin üreticisine sağladığı gübre,mazot desteklemesi;Çiftçimiz bu desteklemeleri çok seviyor.En parasız kaldığı anda ellerine geçen bu paralar çok değerlidir.Devletin bu yönde izlediği taktik kendisine göre süper ancak çiftçi bu durumu kendi içindeyken göremiyor.Devlet bir yandan sıcak para veriyor diğer yandan ülkeye ithal mal sokuyor ve çiftçinin malı yine ucuza gidiyor.Yani hiçbir zaman malını değerini tam anlamıyla alamaıyor çiftçimiz.

Ayçiçek tarlaları ve yazın gelişi

Bu konuya tek yönlü bakarsak fabrikatörlere çok yanlış davranmış oluruz.Bir de onların tarafından bakmaya çalışalım.Eğer sizin bir şirketiniz varsa bir malı üretmek için her zaman en ucuza üretmek istemez misiniz?Fabrikatörler de bunu uygulama peşindeler.Karlarını maximize etmek istiyorlar.Çiftçimize istediği fiyatları veremeyince kendileri de direkt olarak ithal mala sarılırlar.Çünkü ülkemizde üretilenden daha düşük maliyetli ithal mallar,her ne kadar kaliteden ödün verseler de.O kadar nakliye masrafı ,işçi masrafı vs.. olmasına rağmen niye ithal mallar daha ucuza geliyor diyebilirsiniz.Burdaki sorun da doğu ülkelerinde Çin,Hindistan nüfusları fazla olan ülkelerdir ve emek maliyetleri çok düşük ülkelerdir.Bu ülkelerden ithal edilen mallar ülkemize göre çok daha ucuza gelmektedir.Fabrikatölerimizin yaptıkları bu davranışlar da marjinal bir davranıştır, bu konu da onlara da hak vermek gerekir.

Her iki tarafa baktığımızda her ikisinin de kendisine göre doğruları,haklı tarafları vardır.Her ikisini de dinlerken sende haklısın demeden edemeyiz.Bu durum aklıma Nasrettin hocanın fıkrasını getirdi.Bir fıkrayla bağlıyalım bu konuyu:

Bir gün Nasrettin Hoca`nın evine iki kişi gelmiş.
“Aramızda bir anlaşmazlık çıktı”demişler.
Biri derdini anlatmış, Nasrettin Hoca haklısın demiş.
Diğeride derdini anlatmış. Nasrettin Hoca onada haklısın demiş.

O sırada çayları vermekte olan Karısı atlamış,
“Bu nebiçim şey Hoca! ikisine de haklısın dedin?”
Hoca bi an düşünmüş ve karısına dönüp :
“neyapalım hanım sen de haklısın” demiş.

Burhan Beylerbeyi


İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: