Ardından
26 Temmuz 2009, 10:11 | 279 kez okundu
Tanımlamaları sevmedim hiç birzaman. Adını koyamadıklarımla devam ettim yolla. Tatlı sonbaharlar mı demeliyim size ya da yarım kalmış kışlar mı en doğrusuysa… Yaşanılcak yazlar adına yürüdüm emin adımlarla her mevsimi. Gençlik ateşi başıma vurdu kimi zaman, adımlar seksen santimi aşınca tutamadım eklemlerimi, bacaklar leylek bacağı misali, uçardım ben, matem dolu bir akşamda sesine vurulduğum yaralı kalbine. Vücüdum iki bölüm oldu, benim olan ve olmayan. Karıştırırdım kimi zaman, elim elinmi olmuş yazarken bedenimi, dudaklarım senin olmuş düşlerken hayalini.
Gitmek kime yakışırdı diye düşünürken, aynaya bakıyorum, üç kişi hayal meyal geliyor…
Sahip olamadıklarım, hep ufkumda bir çizgi, hayallerim şah damarımdan da yakın, varoluşumsa bir deprem gecesi ,nebeklersin ki sesine yandığım, dizginlerini çoktan alıp karşı adada soluklanan beden beni terketmişken, sende sebeplerinden henüz kurtulamamışken, eyledin kendini tercih meselesi ettin misafirhane ellerde yaban olup gitmeyi. Nedenleri nedensiz kılarmı sandın kaçışın ardına bakarken ağlayan gözlere, en çokta bu dağlarken bedenimi, nasıl dizginlerim duygularımı, şaha kalkan bir at gibi dayandıkça kalbime. Gitmek kime yakışırdı diye düşünürken, aynaya bakıyorum, üç kişi hayal meyal geliyor, akıl sandığım rotasız geminin, rıhtımından beş karış ötede olduğu zamanlarda, ne yazık bana , yara sanıpta merhem ararken deli divane nerden bilirdim birgün, hayatımın en özel ve her karesini tekrar tekrar yaşamak isticeğim masal tadındaki temmuz akşamının, kapımın ardında beklediğini.
Geçmiş sana gelmiş, anım senle, gelecek hep sen, kenetlenmiş gibi, görmek istediklerimi görürken, bedenim sahip olamadığım bedeninle elele diz dize, gülümsemekle ağlamak arasında kayboluyorum.
Sual sormadan, dudaklardan akmayan kelimeler, gözlerinden bir sel gibi akarken tüm benliğime, bugüne kadar belki gençlik dersin, belki hata, tanıdığımı sandığım tüm suratların tamamlandığı son yer olan kalbinden, yaralı kalbime akan sevdanla tutuşmuştum. Geçmiş sana gelmiş, anım senle, gelecek hep sen, kenetlenmiş gibi, görmek istediklerimi görürken, bedenim sahip olamadığım bedeninle elele diz dize, gülümsemekle ağlamak arasında kayboluyorum. Ben ne zaman yürüdüm sen koştun ben yoruldum sen kelebek gibi uçtun.
Unuttun,unutulmadın,yaşamak istediklerimi yaşamadan, çıktım yolla. Bilmem desemde bilirim yaz akşamı neden bu kadar matemli. Kozalarımı yırttım aştım kendimi artık bende oldum bir kelebek tıpkı sen gibi. Ömrü bir gün olsa bile, değermiş yirmidört saat hayalin ardından uçmaya…
İlginizi çekebilecek yazılar:
Yorum yazın:




