Bir zamanlar hayal kurabiliyorduk…

26 Aralık 2010, 21:44


Bir zamanlar bir genç için hayal kurmak temel yaşam gereksinimiydi. Maalesef bizim kuşağımız için tozunu almaya zahmet etmediğimiz kitaplığımızın en üst rafına kaldırıldı. Hayatımızın en renkli kitabını neden görünmez yerlere sakladık. Nasıl kafamızı çevirdik ona. Nasıl arkamızda bıraktık. Biz kaldırmadık da elimizden mi aldılar yoksa?
           

İki seçenek var…

Kitabı usul usul yere bıraktık. Ayağımızın ucuyla dar kafalıların istikametine sürdük. Onlar da büyük bir sevinçle kitabı aldıkları gibi üst rafa koydular. Koyarken de arkamızı döndürdüler ki koydukları yeri görmeyelim.

 

            İkinci seçenek..           

 

            Hayallerimizi rafa bile koymaya değer görmeden cebimize koyduk. Neden koyduk diye soruyorsunuz sanırım. Daha değerli sandığımız başka şeyleri tutabilmek için. Örnek vermem gerekirse, para… Arzumuz güç ve başarıydı. Temel içgüdü sonucu kokusunu aldığımız nesneye dokunmak istedik. Dokunduk hoşumuza gitti ve bizim olsun dedik. Aynı bir bebek gibi.  Bir elimizle tutunduk ona. Çekmeye başladık. Çektikçe geliyordu. Daha fazla gücümüz olsun dedik. Ne yaptık tahmin edin. Hayallerimizi cebimize koyduk ve diğer elimizle de sımsıkı güç arzusuna sarıldık…

            Uzun zaman geçti. Güç arzusu ceketimizi o kadar yıprattıki ceketimizin cebi delindi. Rengarenk hayallerimiz ise o delikten içeri girip kayboldu. Cebimizin delindiğini fark edene kadar hayallerimiz bir daha aklımıza gelmedi.
            Koşmaktan nefes nefese kaldığımız günlerden birinde bir zamanlar hayallerimiz olduğunu anımsadık. Elimizi cebimize attık ve hayallerimizi aradık. Fakat ceketimizin bize kötü bir süprizi vardı. Bir anda en değerli şeyimizi kaybettiğimizi fark ettik. Yok olmuşlardı. Koşmaktan yorulduğumuzda içeceğimiz suyumuz yoktu. Telaş halinde ceketi yırtmaya başladık.

            Sonunda bulduk onu. Hayallerimizi orda bi yerde sığınmış bizi bekliyordu. Karanlıkta korkmuş üşümüz ve maalesef yaşlanmış olarak. Elimize aldık onları bağrımıza bastık ısıtmaya çalıştık ama beceremedik. Yaşlanmışlardı. Ardından çevremizdeki insanların bize garip bakışlar attığını fakrettik. Ürperdik. Kafamızı çevirip bir vitrine baktığımızda ceketimizi yırttığımızı ve artık çıplak olduğumuzu gördük.

            Bu gün bizler böyle durumlarda ne yapıyoruz. Koşarak evimize kaçıyoruz. Arkamıza bakmadan. Yaşlanmış hayallerimiz ve eskimiş ceketimizi meydanın ortasında bırakrak. Onları terk ederek. Hiçbir zaman bırakmayacağımıza söz verdiklerimize ihanet ederek.
            Peki ne yapmalıydık?
            Telaş içinde ceketimizi parçalarken fark etmeliydik. Biz meydandaydık. Çevremiz ceket satan dükkan doluydu. Kafamızı çevirsek eskisinden daha iyi ceketler alabilirdik kendimize. Ardından yeni hayaller kursaydık ve onları cebimize koymak yerine onlara sımsıkı sarılsaydık başka bir şeye dokunmayı düşünmeden. İstemeyi bilseydik evrenden. Şükretmeyi bilseydik. Yetinmeyi öğrenebilseydik. Yardımcı olmayı. Başarı ve güç bize hint kumaşlarıyla örtülü bir şekilde sunulacaktı evren tarafından. En önemlisi ağlatacak kadar büyük mutlululuğu sunacaktı evren bize. Geri kalanını istemeden yalnız bir hayale sığınarak hayatımızı bırakmamalıydık. Düşünmeliydik.

            Tüm bunlara rağmen hiçbir şey için geç değil bilmeliyiz. Düşüncelerinize dikkat etmelisiniz. Hiç ummadığınız bir anda evren yardımınıza gelecektir. İstemeyi bilin. Şükretmeyi de borç bilin. Elde edene kadar istemekten varzgeçmeyin. Hep inanınki cevaplar size gelsin. En önemlisi nasılları bırakıp işe koyulunki evrene yardım edin. Sizi cevapsız bırakmayacaktır. İki eliyle de paraya sımsıkı tutunmuş yamalı ceketler giyen insanlara aldırmadan tutunun hayallerinize.

Sevi YENİLMEZ



İlginizi çekebilecek yazılar:

Yorum yazın: