Kayısı Ağacından Yola Çıkmak

15 Ağustos 2010, 01:13 | 526 kez okundu


Kayısı AğacındaHayal etmek hayatta yapmaktan en keyif aldığım ve bunu keşfettiğimden beri daima canlı tutmaya çalıştığım bir oyun. Çocukluk hayallerimden aklımda kalan –sınırsız olanlar haricinde- birçok hayalimi gerçekleştirme noktasına getirebildiğim için mutlu hissediyorum kendimi.

Ortaokul yıllarımda, bahçemizdeki kayısı ağacının kalın dallarına oturup hayal oyununa dalınca kendimi küçük bir motorun üstünde sırt çatmam ve fotoğraf makinemle hayal ederdim. Hangi mesleği yapacağım, evleneceğim kişinin nasıl biri olacağı gibi hayaller ya da ailem ölürse ne yaparım gibi dramatik hayallerim olmadı hiç. Bu gerçekten çok önemli bir hayaldi ki benim için sanki arkadan bir kamera takip ediyor gibi kendimi çok net bir şekilde görebiliyordum.

Çok imkansız değildir, insan isteklerine doğru yönelir ve çekim gücünü ona aktarırsa başarabilir, yapabilir. Benim için önemli olan ise kurduğum hayali birebir yaşayabilmem. Motoruma ilk defa binip yola koyulunca yıllardır ayrı kaldığım bir şeyin kavuşma heyecanını yaşadım. Daha önce hayallerimde yaşadıklarımı birebir yaşama zamanı gelmişti artık. Dağ, yeşil, deniz, doğa sevgisi boşuna değildi, buna eşlik edecek son bir renk kalmıştı.

Sırt çantamda en zorunlu olan eşyalar ve fotoğraf makinesi, hislerimin yolculuk zamanı. Olympos dağlarını, özgür kuşları çoktan sırtıma almıştım zaten, Küçük Kara Balık ise cesaretime cesaret katmak için can bulmuştu.

Bu motorum ile ilk uzun ve yalnız yolculuğumuz olacaktı, amaç varılacak yer değil yolun kendisini yaşamaktı. Her ruh için farklı bir yol varmış ya yeryüzünde, işte bu yolculuk ruhunu arama zamanıdır. Sabahın erken saatleri, sırtıma vuran ilk ışıklar dağları ağaçları beni takip eden yaratıklar gibi gösteriyor. Başlangıçta kalabalık yollar bacaklarımı titretse de bir başıma kaldığım yolların yalnızlığı daha bir güven veriyor. Deniz manzaralı, yemyeşil ağaçlarla uzanan davetkar yolları kat ettikçe rüzgar yüzüme daha şiddetli vurmaya başlıyor. Ve işte çam, kekik kokuları, birazdan da Likya Senfonisi (Ağustos Böcekleri) başlar en cırcırlı enstrümanıyla.

Açlık, susuzluk umurumda değil, yoların içine akarak gidiyorum adeta. Kulağımda hafif müzik, Jim,  Nikolas’ın acısı, Into The Wild…

Tüm şarkılarını benim için söylüyorlar o an. Ara ara kara bulutlara dalıp yüzüme düşen yağmur damlalarını hissediyorum, ıslanmak hiç bu kadar umurumda olmamıştı. Kayma korkusuyla biraz yavaşlayıp bir taraftan manzaranın güzelliğine hayran kalıyorum. Yolun, müziğin, kokunun, havanın gerçek anlamda farkına vararak akıp giderken bunun benim için bir meditasyon, bir terapi olduğunu keşfediyorum. Gördüğüm her renkle her manzarayla aklımdakiler de değişiyor, bir sürü şey düşünüyorum.

Asıl eylemim varmak değil gitmek olduğunu hissettikçe içsel yolculuğumun en özgür yoluna gidiyorum. Kayısı ağaçları tepesinde kurulan hayallerin birebir yaşanabilir olması gerçek ve hayal dünyasının kapılarını yıkıyor ve beni sonsuzluğun yolunda kaybedip gidiyor.

Ferhan Bozkaya
Antalya



İlginizi çekebilecek yazılar:

Toplam 2 yorum yapılmış

  1. ORHAN ÇAKIROĞLU | 16 Ağustos 2010, 09:22

    Hayallerinin gerçekleştiğini görmek birebir yaşamak o kadar güzel birşey ki. Yazında anlattıklarını o kadar iyi bilirim ki doğa, motor ve bir fotoğraf aşığı olarak bunların hepsini bir yaşamak çok farklı bir özgürlük benim için. Yollarda geçirdiğim zamanlarda yaptığım her Km de kendimi o kadar huzurlu hissediyorum ki sanki bir ibadet gibi geliyor bana. Hele uzun motor yolculuklarında karşılaşacağın ve bilmediğin herşeyin ayrı bir heyecanı ile kendini adıyorsun yollara. bu yazında anlattıklarında benimde duygularıma tercüman olmuşsun. kendimi buldum bu yazıda… çok güzel bir yazı….

  2. Mustafa Tuncel | 20 Eylül 2010, 13:48

    Gördüm o motorun üzerinde seni. Sen düşlerini kucağına almış, kaskını başına geçirmiş giderken ben “bu motorun bedelini kaç taksitte öder” diye bakakalmıştım ardından… Hayat böyle bir şey işte. Bir şairimizin (mealen) dediği gibi, “Kaleiçi’nde kızların endamı ve şiirle çarpan kalbim şimdi koltuğumun altındaki bonolarla ve günü gelmiş senetlerle titriyor.”

    Ne gençliğini bırak ne de hayallerini; ilerisi yani “varış” berbat, haberin olsun!

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.