PKK Terörünün Etkileri ve Çözüm Önerileri

9 Ocak 2011, 15:22


1984’te PKK’nın ilk terör eylemlerine başladığı günden günümüze kadar Türkiye Cumhuriyeti binlerce şehit vermiş ve vermeye de devam etmektedir. Bir çok insanımızın yüreğini yakmış olan bu terörün ülkemize ekonomik maliyeti ise bazı araştırmalara göre 300 milyar dolar kadardır. 1990’lı yıllar Türkiye’nin en karanlık zamanları olmuş, ekonomik krizin patlak vermiş olmasının yanı sıra özellikle 1993-1994 yılları arasında terör olayları doruk noktasına ulaşmıştır. Aradan geçen bunca zamana rağmen PKK’ya öldürücü darbe vurulamamış ve tarih sahnesinden silinememiştir. Bunun en önemli nedenlerinden biri ise terörden ve bu bağlamda oluşan karışıklıklardan ve istikrarsızlıktan faydalanan iç ve dış unsurlardır. Terör örgütünün ülkemizdeki ve diğer devletlerin derin yapılanmaları ile olan ilişkisi bilinen bir gerçektir. Türkiye üzerinde çeşitli planları olan birçok ülke PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmekte ancak lojistik destek sağlamaktan da geri durmamaktadır. Bu durumda Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunda tek başına olduğunu göstermektedir.  Belirli dönemlerde, özellikle Avrupa ülkelerinde, PKK’ya karşı operasyonlar düzenlenmekte fakat bu operasyonlar ‘göz boyamaktan’ öteye geçememektir. Nitekim bu ülkelerin terör ile mücadelede -söz konusu Türkiye’nin sorunu olduğunda- ne kadar samimi oldukları tartışmaya açık bir konudur.

2010 yılı yani günümüz itibariyle artan terör saldırıları ve akabinde şehit haberlerinin artması Türkiye’nin kanayan bu yarasını durdurmaya yönelik soruları ve tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Birçok uzman ve akademisyenin katıldığı tartışma programlarında bu konu ‘Kürt Sorunu’ ile beraber ele alınmakta ve çeşitli çözüm önerileri ortaya atılmaktadır. Nitekim ‘Kürt Sorunu’na değinilmeden ve bu meseleyi yoluna koymadan terör örgütünü ortadan kaldırmanın neredeyse mümkün olmadığı genel bir kabul görmektedir. Ayrıca ‘Kürt Sorunu’nun sadece ekonomik bir sorundan ibaret olmayıp, siyasi ve hukuki boyutlarının da varolduğu hususunda bir fikir birliğinin oluşması daha fazla yol katetme bağlamında önemli bir gelişmedir. Bu konu ile bağlantılı olarak bir diğer mesele ise olup bitenlerin Türk toplumu üzerindeki etkisidir. Daha önce bir çok kez farklı kutuplara ayrılmış olan halkın terör ortamında da çeşitli cephelere doğru kaymakta olduğu açıkça gözlemlenmektedir.

Toplumun bir kısmı artan saldırılardan dolayı tamamen hükümeti sorumlu tutarken, bir diğer kısmı ise olayları hükümetin derin yapılanmalara karşı vermiş olduğu mücadeleye bağlamakta ve yine bu yapılanmaların hükümeti devirmek amacıyla bir kaos ortamının oluşturulmasını planladıklarını düşünmektedir. Tabi ki farklı düşüncelerin ve seslerin olması demokrasinin bir nimetidir. Fakat dikkat edilmesi gereken nokta bu kritik ortamda işin dozunu artırmamak ve karşılıklı olarak bir tahammülsüzlüğe ve uçuruma izin vermemektir. Nitekim toplum olarak kendi içimizde oluşabilecek bir kargaşanın bizden çok terör örgütüne ve destekçilerine yarayacağı malumdur.

Tartışılan bir diğer konu ise terör örgütünün muhatap alınıp alınmaması gerektiği sorusudur. Öncelikle dikkat çekilmesi gereken mevzu ise sözde kendisini Kürt halkının temsilcisi olarak gören PKK’nın kuruluşundan bu yana zaten çoğu talebinin günümüzde gerçekleşmiş olmasıdır. Daha önceki dönemlere nazaran Kürt kökenli vatandaşlarımızın sorunlarını halletme yolunda birçok önemli adımlar atılmıştır. Somut olarak bu adımlara TRT Şeş’in kürtçe yayın yapmasını, bazı üniversitelerde Kürt Dili ve Edebiyatı gibi bölümlerin açılacak olmasını örnek gösterebiliriz. Ayrıca Kürt kökenli vatandaşlarımızın demokratik hakları artık görmezden gelinmemekte ve yine daha önceki dönemlere göre büyük oranda etnik kimliklerinden kaynaklanan bir sorunla karşılaşmamaktadırlar. Bu doğrultuda PKK’nın muhatap alınıp alınmaması gerektiği sorusuna gelirsek, terör örgütü gerçekten iddia ettiği gibi kürt halkının temsilcisi olsaydı şimdiye kadar kendini feshetmesi gerekirdi diye bir cevap vermek mümkündür. PKK’nın devam ettirdiği terör eylemleri, örgütün Kürt halkının temsilcisi değil başka devletlerin isteği doğrultusunda hareket eden taşeron bir örgüt olduğunun göstergesidir. Bu sebeble PKK’nın muhatap alınması hiçbir şekilde sorunları çözmeye yardımcı olmayacaktır. Türkiye terör açmazından teröristlerle masaya oturmadan çıkabilecek bir iradeye sahiptir.

Vatandaş olarak bizlere de çeşitli görevler düşmektedir. Nitekim Türkiye’nin şu an için en büyük tehlikesi PKK değil, sağduyulu olan tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızda oluşabilecek olan bir ayrılma arzusudur. Devlet ve millet olarak bu istemin oluşmasını meydana getirebilecek tüm etkenleri ortadan kaldırmaya tüm gayretimizle çalışmalıyız. Asıl önemli olan husus, provokasyonlara aldanıp bir Türk-Kürt çatışmasına zemin hazırlamamaktır.

Peki, PKK terörü nasıl ortadan kaldırılabilir? Elbette bu yönde çok kapsamlı, geniş bir stratejinin planlanıp uygulanması gerekmektedir. Birçok görüşü öne sürmek mümkündür. Aşağıdaki satırlarda ise şimdilik sadece en mühim çözüm önerileri yer almaktadır.

PKK’yı saf dışı bırakma yolunda ilk aşamada örgütün kaynaklarının kesilmesinin sağlanması gerekmektedir. Uyuşturucu ticareti ve sempatizanlarından gelen yardımlar ile ayakta durmaya çalışan örgütün en önemli iki kaynağı bunlardır. Ve sadece bu unsurları yok etmek örgüte vurulabilecek en büyük darbedir. İstihbarat birimlerine önemli bir rol düşmektedir. Ancak operasyonlar çekirdekten yetiştiştirilmiş elemanlar tarafından yapılmalıdır. Bunun nedeni ise bu elemanların örneğin ASALA’yı çökertmek için kullanılan bazı insanlar gibi operasyonlardan sonra kendilerini devlet olarak görmeye başlamalarına izin vermemek içindir. Bu durum yeni problemleri ortaya çıkarabileceği için dikkatli olunmalı ve müsaade edilmemelidir.

Altı çizilmesi gereken bir diğer kritik nokta ise terör ile mücadele bilindik yöntemlerden vazgeçilip yeni metotların hayata geçirilmesidir. Düzenli birlikler ile teröre karşı olumlu sonuçların alınamamış olması ortadadır. Nitekim teröristlerin rahat bir şekilde Türkiye topraklarına girip baskın yapabilmesi süreci bizim yönlendiremediğimizin bir göstergesidir. Bu sebeble işinin uzmanı, sürekli sahada olup coğrafyaya hakim olan askerler ile sürece yön verilmelidir. Düzenli birlikler ile teröre karşı mücadeleki en önemli sorun bu askerlerin kısa ve yeterli olmayan bir ‘acemilik’ döneminden sonra sıcak çatışma ortamına yollanmasıdır. Bu ise tabiri caizse felakete davetiye çıkarmaktan başka birşey değildir, çünkü sadece birkaç ay boyunca askerlik yapan bir vatandaşın, yıllarca dağda yaşayan ve evi neredeyse artık dağ olan bir teröriste karşı verimli olamayacağı bir gerçektir. En kısa zamanda düzenli birlikler yerine uzman kişiler ile hareket edilmeye başlanmalıdır.

Bir diğer husus ise artık terörist yuvası konumuna gelmiş olan Kuzey Irak’tan sürekli ve daha sağlıklı bilgi edinebilmek amacıyla çeşitli yollardan gelen istihbaratın yanı sıra kürtçe ve arapçaya hakim olan bir çok elemanın bölgede görevlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim terör örgütünü başka devletlerin istihbaratına güvenerek etkisiz hale getirmeyi beklemek doğru olmaz. Sadece belirli aralıklarla düzenlenen sınır ötesi operasyonlarında yeterli olacağı beklenmemelidir.

Emekli bir Genelkurmay Başkanımızın terörün sadece Kuzey Irak’a yapılan harekatlarla çözülemeyeceğini belirtmesi bu görüşü daha da güçlendirmektedir. Bundan ziyade bu operasyonların şimdiye dek ne kadar etkili olduğu ayrı bir tartışma konusudur. Bu harekatlardan gerekli randımanı alabilmek için bölgeden devamlı bilgi alınması hayati önem taşımaktadır.

Son ve belkide en önemli konu ise Doğu’da atılması gereken adımlardır. Bölgede yapılacak olan icraatlar çok yönlü olmalıdır. Zaten insan kaynağı sınırlı olan ve bu yönden sıkıntı çeken terör örgütünün bu kördüğümüne yönelik çalışmalar faydalı sonuçlar doğuracaktır. Terör örgütüne genel olarak büyük ölçüde ekonomik sorunlardan ya da PKK propagandasından dolayı katılımlar olmaktadır. Bu sorunu aşmak için öncelikle devletin Doğu’daki refah düzeyini artırması gerekmektedir. Elbette hükümetler şimdiye kadar bu doğrultuda hiçbir adım atmamıştır demek büyük bir haksızlık olacaktır. Ancak örneğin devlet kredileri ile kurulan fabrikaların neredeyse tamamının Batı’da olması durumun vahimiyetini sergilemektedir. Devlet bölgedeki işsizliği sadece özelleştirilmiş fabrikalar aracığılıyla çözebileceğini düşünmemelidir. Bölgede sağlanacak olan iş imkanı doğrudan doğruya terör örgütünün durumunu etkileyeceği aşikardır.

Bunun yanı sıra eğitim alanında bazı değişikler yapılmalı ve din olgusundan olabildiğince faydalanılmalıdır. Doğu’daki öğretmenlerin önemli bir kısmının bölgede görev yapmayı ‘eziyet’ olarak görmesi buradaki eğitimin doğal olarak kalitesini de düşürmektedir. Şartlar iyileştirilmeli ve bölgedeki eğitim seviyesi artırılmalıdır. Nitekim sokaklardaki PKK propagandasına karşı okullarda verilecek olan eğitim son derece ciddi bir meseledir.

Din olgusuna gelince, bu bölgede bulunan kanaat önderlerinin halk üzerindeki etkisi oldukça güçlüdür. PKK’yı rahatsız eden ve korkutan konulardan birisi de budur. Nitekim Türk ve Kürtleri birbirine bağlayan en önemli unsur İslamiyet’tir. Bu konuda Diyanet’e de çeşitli sorumluluklar verilmeli ve ayrıca bölgedeki kanaat önderleri aracılığıyla devletin imajı tazelenmelidir. Yukarıda belirtilen önerileri de ele alıp kısaca şunu söyleyebiliriz ki, bu sorunlar aşıldığında hiçbir Kürt kökenli vatandaşımızın dağa çıkması için bir sebep kalmayacaktır. Elbette daha birçok çözüm önerileri mevcuttur ancak genel hatlarıyla bu yazılanların başarıyla hayata geçirilebilmesi terör sorununu en aza indirgemeye yardımcı olacaktır.



İlginizi çekebilecek yazılar:

Bir yorum var

  1. Onur Özcan Turgut | 11 Ocak 2011, 13:17

    güzel,mantıklı çözümleme..

Yorum yazın: