Ölümle Anlaşmak
20 Mart 2008, 16:26 | 264 kez okundu
Her şeye kulaklarını tıkayıp ‘ileriye’ kendi bildiği yoldan gidenlerin, düzene karşı çıkanların sonunu bilir herkes.Tökezletmek için ayak uzatanların,bir zamanlar aynı ayaklar üzerinde dimdik durabilmek için mücadele verdikleri zamanları düşününce,bir bebeğin nasıl bir katile dönüştüğünü anlamak güçleşiyor.Aynı yerden başlarken insanoğlu,nasıl evrelerden geçip de nefreti etinden içeri sokuyor?Geçip giden zamanı durmaya çalışmak bir yana,akıp gitmesini var olmasını umduğu başka bir dünyayı beklerken izliyor.Beklenen dünya başka…Herkesinki başka…Sokakta yatan bir insan sıcak bir yatağın hayaliyle kurar dünyasını,anne babası kavga eden çocuk huzurla…Hayali kurulan dünya da paylaşılabilir oysa her şey gibi.Herkese yetecek kadar hayal ve hayat bekler her yeni doğan insanı.Ulaşılamamış hayallerin kapısı,başka kapıları kırıp zorla içeri girmekten geçerken,böyle bir dünyaya ait olmanın huzursuzluğuyla geçen her gün,sessiz kalınan her saniye bizi bu suça ortak yapar,anlamsızlaştırır.Hayaller ölür.Öldürmeye nasıl da gönüllüyüz biz.Bir canlının hayatına son vermek kadar adi ve sinsiyiz.Düşünce ölüyor,özgürlük ölüyor,hayat ölüyor…Diriltmek için başına toplanan kabalığı yaran bir ses ‘hayır’ diyor.Hepimizin bir yolu var,dışına çıkmak olmaz,bırakın onu yattığı yerde.Bozmak için buradayım ben.Ardından burnuna kan kokusu gelirken duyduğu mutluluk ’Nitekim’ bu kokuyu bilmeyen bir hayatın sonuyla güçleniyor.Nice dört mevsimleri yaşamla boyayacak bedenleri eylüle hapsettiler.Sen bununla yetin dediler.Çok fazlalar,onlar her yerdeler.Bazen uzaklardan ‘yeni’ bir dünyadan eldiven takmış elini uzatır,kelimeler haykırılmayı beklerken boğmak için iz bırakmadan.Bazen de içimizdedir,sanki kafasındaki,düşüncelerindeki nefreti orda hapsetmek istercesine beresiyle dolaşır sokaklarda kardeşlik türküsü söyleyen bir ‘güvercin’i vurmak için… Ama bilmiyorlar ki düşünce akar, ölümlü de olsa başka bir vücutta can bulur, kendi zamanını yakalar, doğru anı bekler ve yeniden dillenir.Aslında ölmez.Ölümle anlaşması vardır kimsenin bilmediği.Düzene karşı çıkanların sonunu bilir herkes dedim.Sen de bildiğini sandın.Aslında bilmiyorsun,bilmiyoruz.Kişiliksiz bir toplumun ‘darbe’ yemeğe alışmış suratının ifadesinden sıkılmanın,susmadan doğru bildiğini haykırmanın,insanın insanla paylaşmanın ve gökyüzünün herkese yetecek kadar büyük olduğunun ispatının ‘sen,ben ,biz’ olduğunu anlatabilmek için atlıyoruz uzatılmış ayakların üstünden.Bazen bir darağacında 3 kere şaha kalkar özgürlük,bazen bir giyotinin bıçağında,bazen bir kulenin tepesinde,İstanbul’un gerdanına süzülmek için alınan derin nefeste ya da uçsuz bucaksız dağlarda ölümü ‘hoş geldin safa geldin’ diyerek çağırırken…Dili yoktur,ruhu vardır.Bedenimiz yere düşse de asla düşmeyecek olan umut ve özgürlükle besler,hazırlar kendini mutlu sona.Bu yüzden gelen son güzeldir,başlangıç kadar heyecanlı ve yaşam kadar gerçektir.Yeter ki bilsin ve inansın hep birilerinin onu beklediğini,nefreti etten ayırmak için…
İlginizi çekebilecek yazılar:
Toplam 2 yorum yapılmış
Yorum yazın:





dediler ki: asmayıp besleyelim mi?
dediler ki: ananızı da…..
ki birçoğu alkışlamıştır duyanların. bi neye itiraz ediyoruz ki zaten…
haklıdırlar belki, inatla ayak diriyerek tüm gücümüzle demokrasi istiyoruz, insanlıktan ödün vermiyoruz.
öldürmeyip de ne yapsınlar.
sen-ben gibi münafıkları aralarında barındırmak isterler mi?
hiç uğruna ölümleri kanıksayan bir toplumun demokrasisi.
işte Türk’ün yüksek ahlak anlayışı…
derginizi okumaya 2 ay önce başladım ve istisnasız her sayfasını büyük bir zevkle okuyorum.arkadaşlarıma da istifade edebilmeleri için götürüyorum.onlar da çok beğeniyorlar.gösterdiğiniz emekten dolayı hepinizden Allah razı olsun.başarılarınızın devamını dilerim…