Psikodramatist Deniz Altınay ile Hayat ve Psikoloji Üzerine

19 Ağustos 2010, 13:05 | 2221 kez okundu


Deniz Altınay


Deniz Altınay’ın ismini pek çok yerde duyuyoruz. Gazetelerde ve dergilerde de birçok kez röportajlarını okudum sonra bir gün onun liderliğinde eğitimlere başladım. Uzman psikolojik danışman ve psikodramatist kimliğinin yanı sıra psikodrama alanında 6 kitap yazmış bir yazar, İstanbul Psikodrama Enstitüsü’nün (İstanbul Uluslararası Zerko Moreno Enstitüsü) de başkanlığını yapıyor, bireysel psikoterapiler veriyor aynı zamanda enstitüdeki gruplara liderlik ediyor. Şirketlere ve okullara grup eğitimi çalışmaları yapıyor. Tam bir tango dansçısı ve yıllardır dans ediyor. Çok yönlü bir uzman kendisi. Nasıl oluyor da bir günün 24 saat oluşu kendisine yetiyor merak ettim doğrusu. Bu güne kadar verdiği röportajlardan biraz daha farklı, bir psikoloğun iş yaşamını olduğu kadar özelini de kurcalayan bir röportaj yapmak niyetindeyim.
Deniz Bey de müsaade ederse tabi?

Ne dersiniz Sayın Altınay? Müsade var mı?:)
Müsaade sizin…

Çok yoğun bir yaşamınız var, hayatınızı ve zamanınızı planlarken zorlanıyor musunuz?
Zaman zaman zorlanıyorum, iş yaşamım özel hayatıma zaman bırakmadığı olabiliyor. Enstitüyü kurarken ve bu işi seçerken hedeflerimden biri iş ve özel yaşamımı dengeleyebilmekti, iş hayatımı planlayacak, dolayısıyla özel hayatıma da ona göre rahat rahat planlayabilecektim ve bunu başardım, ama yinede bazen çalışmaktan kendimi alamıyorum. Bilinmesi gereken iş asla bitmez, o nedenle her zaman kendinize dönüp bakmanız ve ihtiyacınız olanı hissetmeniz gereklidir.

Asıl amaç özel hayatınızı daha kaliteli yaşayabilmek ve iş hayatınızı ona göre mi planlamak.
Kesinlikle, özel hayat kaliteli ise ancak o sayede insanların iş hayatı kaliteli olabilir, öbür şekilde bir problem olduğu kesin. Esasen iş hayatı ve özel hayat diye bir ayırım yoktur. Bu ikilemi aşan kişi mutlu kişidir.

Sizin için en öncelikli rolünüz nedir?
Psikodramatist rolüm en öncelikli rolümdür, bu rolün sonrasında daha geniş anlamda terapist rolüm geliyor, bir de aldığım zorunlu roller var, enstitü başkanlığı gibi. Fakat bu roller de diğer rollerin doyumunun garantisidir.

En çok Psikodramatist kimliğiniz dikkat çekiyor sanırım. Psikodrama nedir? Kısaca bahseder misiniz…

Psikodrama Tiyatrosu

Psikorama, kişinin kendi yaşamındaki her olguyu, duyguları, düşünceleri, olayları, çatışmaları, aile ilişkilerini, diğer yaşadıklarını veya gelecekle ilgili olanları, anlayamadıklarını kısaca her şeyi somutlaştırarak keşfetme yöntemidir diyebiliriz. Moreno’nun çok güzel bir sözü var onunla başlayalım“Psikodrama, gerçeğin dramatizasyonla yeniden keşfedilmesi” diyor. Herhangi bir sorununuzu grupta görünür kılabilirsiniz. Bunu gruptakilerin, liderin ve psikodrama tekniklerinin yardımıyla yaparsınız. Gelecek geçmiş bir olur, dolayısıyla zaman içinde seyahat edebilirsiniz. Bunu grupta ısınma oyunlarıyla ve protogonist çalışmalarıyla, bir başka deyişle; konusunu gruba getiren kişilerle de yapabiliriz. Bu tabi yinede soyut bir açıklama ama söyle tarif edersek, bir kişiyi sevip sevmediğini merak eden birisi varsa o kişiyi gruptan seçip, onunla buluşup, konuşup, onun özelliklerini seçip , onların kendisi üzerindeki etkilerini bir heykele somutlaştırarak gözlemleyip her şeye karar vermesi mümkün olabilir. Psikodrama bazen geleceği görmek gibidir. Herşeyi öğrenebilirisiniz. En önemli etkisi ise tedavi edici etkisidir ve bu tedavinin eylem içinde yapılyor olması ise bütün bilinmeyen içeriğin ortaya çıkmasına sebep olur.

Psikodrama’nın sizin hayatınızdaki rolü nedir?
Psikodrama benim için bir yaşam biçimi; hayattaki her noktayı anlamlandırarak derinlere ulaşabiliyor, dolayısıyla iş hayatınız özel hayatınız oluyor. Bakış açınız, yaklaşımınız, olayları, insanı, evreni, var oluşu değerlendirmeniz psikodrama felsefesinde bir anlam buluyor. O anlamda iş yaşamının içinde diğer yaşamdan uzak kalmamış oluyorsunuz. Böylece dualizim yok oluyor.
İşiniz hayatınızın içine entegre oluyor bir nevi!
Evet, ayrım da böylece yok olmuş oluyor. Tabi konu iş olunca yaşamda bir takım sorumluluklar gelir, zorlanabilirsiniz ama hayatı ikiye bölen bir iş değil kesinlikle. Hayatın içinden…

Psikodramayı, bireysel terapilerden farklı kılan nedir?

Aslında sadece bireysel terapilerden değil bütün terapilerden farklı kılan; psikodramanın eylemle gerçeği keşfetmesidir. Eylem, yoruma ihtiyaç bırakmayacak bir şekilde gerçeği ortaya çıkartır. Böyle olunca hiçbir zaman şüphede kalmassınız, hastalar veya grup üyeleri bu yaptığım, keşfettiğim doğru mu veya benim için yapılan bu yorum doğru mu diye düşünmezler çünkü bu soruları ortadan kalkar., yorum zaten oyunun içindedir, farklardan biri budur. Diğer önemli fark ise insanı bir bütün olarak ele almasıdır. Zaten doğrusuda budur. Fakat gerçek şudur ki tedavi edici gücü analamıyla teknikleri ve donanımı eşsizdir. Bu da insana daha özel bir saygı göstermek anlamına geliyor.

Düşüncelerimiz var oluyor, somutlaşıyor ve maddeleşiyor, kişinin bütün duyguları insanın önünde bir gerçeklik olarak duruyor, psikodramada o gerçeği kişinin ve o grubun üzerinden ve gerçeği üstünden incelediğimiz için diğer terapilerdeki gibi olmuyor. Yoruma yer kalmıyor.

Herkes katılabiliyor mu psikodrama çalışmalarına?
Psikodrama yaşantı grupları herkese açık, eğitimlerse sadece uzmanlara açık. Ergenler için ve Çocuklar için ayrı ayrı psikodrama grupları var. Çiftler için veya aileler için özel gruplarımız var. Bu güne kadar yapmadığımız bir tek yaşlılar için psikodrama gruplarıdır, onun için fırsatımız olmadı. Şirketlere psikodrama yapıyoruz, okullarada çalışmalar yapıyoruz, tiyatroculara özel psikodrama uygulamalarımız var, bunu devlet tiyatroları ve şehir tiyatroları ile yaptık. Bunlar çok derinliği olan çalışmalar. Biliyorsunuz bizim” spontanite tiyatromuz” var. O da psikodramanın içinden doğan bir oluşum.

Psikodrama henüz çok bilindik bir sistem değil sanıyorum. Türkiye’ye bu disiplinin nasıl girdiği ve sizin gönlünüzü nasıl fethettiğinden biraz bahseder misiniz?

Psikodrama sistemi Türkiye’de yeni değil, 1970’lerin sonlarına doğru Türkiye’ye giriş yaptı. Psikodramanın tarihinden bahsetmeden önce ufak bir öyküm var onu anlatmak isterim. Ben ODTÜ’de İnşaat Mühendisliği okurken mühendisliğin bana hiç uygun olmadığını keşfettim ve psikoloji okumaya başladım. Birinci sınıfta bütün sınıf arkadaşlarımı da toplayıp grup psikoterapileri kongresine katıldım ve bir gruba katılmak istedim ancak öğrencileri almadıklarını söylediler. Arka sıralarda uzun boylu yaşlı bir bey duruyordu; Alın çocuğu, zaten grubumuzda hiç erkek üye yok dedi. O kişi Engin Gençtan’mış. Böylece gruplarla tanışmış oldum. Daha sonra Ankara da Neriman Samurçay aracılığıyla yeni bir gruba dahil oldum. Abdülkadir Özbek psikodrama eğitimleri başlatmıştı, ilk eğitim alan grupların içinde böylece yer almış oldum. Yaşamda hiç tesadüf bulunmaz.

Türkiye’de ilk olarak Ankara üniversitesi tıp fakültesi psikiyatri kliniğinde çalışmalara başlandı ve Psikodrama Türkiye’ye Abdülkadir Özbek ve P.Leutz sayesinde girmiş oldu.
Ben Ankara’da Haluk Özbay ile birlikte Ankara Grup Psikoterapileri Enstitüsünü kurduk ve daha sonra İstanbul Psikodrama Enstitüsü olarak İstanbul’a taşındık

Psikodrama ile tanışmadan önce spontan davranır mıydınız?
Evet,sanırım psikodramaya bu kadar yaklaşmamın sebebi de bu, spontan olması, eyleme açık olması, yaratıcılığı temel alması ve benim doğama da çok uygun. Psikodrama spontanitemi biraz daha arttırdı ve boyutlarını keşfetmemi sağladı.

Psikodrama üzerine yurtdışında da birçok eğitim aldınız, hatta sanırım bu işin yaşayan efsanesi Zerko Moreno ile de tanışıp çalıştınız? Neler hissettiniz o zaman? Elleriniz titredi mi mesela? Diyorum ve gülüyoruz Deniz Bey ile birlikte

Zerko Moreno

Enstitüyü kurduktan sonra yurtdışında birkaç kongreye katılmıştık. Psikodrama dünyasında da bir takım ayrılıklar var tabi, meslektaşlar birbirinin yaptıklarından pek haberdar değiller Enstitüyü kurduktan bir süre sonra Abdülkadir Özbek ile ayrılıklar oluştu. Sonrasında biz de dünyadaki diğer psikodramatistlerle bağlantı kurduk. Bunların içinde Marsha Karp, Zerka Moreno, David Kiper gibi önemli isimler vardı ve onlarla buluştuk. Zerka Moreno Türkiye’ye gelmeyi kabul etti, o kendisinin son dünya turuydu, sonra bir kaza geçirdi ve bir daha geziye çıkmadı. Bu 7-8 yıl önceydi. Zerka geldiğinde burada bir workshop yaptık, çok kalabalık bir yaz konferansıydı. Elim titremedi ama daha çok kalbim titredi çünkü çok güzel bir buluşmaydı. İsmini bizim enstitümüze verdi, dolayısıyla İstanbul Psikodrama Enstitüsünün 2. ismi Zerka Moreno Enstitüsü’dür.

En çok nesi etkiledi sizi?
Çok gerçekçi bir kadın. İç dünyasını çok iyi tanıyan ve başkalarının dünyasına da katılmayı çok iyi becerebilen bir insan. Eşi, Moreno’nun çalışmalarını felsefi boyuttan daha uygulanabilir hale getiren, psikodramayı saflaştıran kişi olarak da adlandırabiliriz.

Sahte Yaratıcılık Pskiodrama Pskiodrama El Kitabı Pskiodrama Çocuk Pskiodraması Pskiodramada Seçme Konular


Türkiye’deki öncülerden biri olmak nasıl bir duygu?

Öyle miyim ki ? diye biraz sesli düşündükten sonra Altınay bu soruya cevap vermeye karar veriyor:)
Benim rolüm daha çok psikodramayı yaymak ve bu alanda yayın yapmak oldu. Çünkü hala bu konuda çok fazla yayın bulunmuyor. Çok keyifli bir duygu, çünkü her kitap bir bebek gibi. Fizyolojik olarak doğmanın nasıl bir şey oğlunu bilmiyorum ama psikolojik olarak nasıl bir duygu olduğunu söyleyebilirim. Elinize sıfırdan bir şeyin oluşması ve sonra onu raflarda görmek çok heyecan verici. Müthiş bir yaratım süreci.

Psikolojide kendinize en uzak hissettiğiniz akım veya görüş hangisidir?
Bana en uzak olan davranışçı ekoldür. Benim kişiliğime ve yaklaşımıma çok uzak buluyorum. Bazen ben de davranışçı yöntemlerden faydalanıyorum çünkü psikodrama çok kapsayıcı ve içinde her ekolden bir parça bulunuyor. Fakat psikanalizin biraz sıkıntı yarattığını düşünüyorum. Çünkü çok büyük spekülasyonlar denizinde, insandan ve yaşamdan uzaklaşan bir sistem olduğunu düşünüyorum. İçinde çok değerli şeyler olmakla birlikte insanın kendine, terapistlerin insanlara ve insanın yaşama yabancılaşması anlamında riskler barındırıyor. Yarattıkları dil yaşamdan çok uzak ve bana göre tedavinin başarı sonuçları çok düşük.

İnsanların hayatlarını değiştirdiğinizi düşünüyor musunuz?
İnsanların hayatını çok büyük oranda değiştirdiğimi düşünüyorum. Hastaların, öğrencilerimin hayatını… Böylece zarar vermeden çok daha başarılı uygulamalar yapabiliyorlar ve kendi hayatlarını da çok büyük oranda değiştirebiliyorlar.

Uzmanlar da hayatlarında benzer psikolojik sorunlarla karşılaşır mı?
Tabi ki, önemli olan onlarla nasıl başa çıktığınız. Sorunlara rağmen nasıl yaşadığınız. Zaten psikodramada bunu gösteriyor, onlarla birlikte nasıl yaşamanız gerektiğini öğretiyor. Sorunlar bizim gelişmemiz için varlar, yeter ki kişi kendisi sorun yaratmasın.

Psikologlar da hata yapar mı?
Psikologlar uygulamada hata yapabilirler, psikoterapistlere gelirsek onlar daha az hata yaparlar eğer kendileri de psikoterapiden geçmişler ise bu hata oranı düşer. Kendime dönüp bakıyorum ben de hata yapmışımdır ama bunların olması gerekiyor. Hata çok rölatif bir kavram. Size göre hata olan başkasına göre olmayabiliyor. Seçimler bizim için son derece önemli ve hayat seçimlerden ibaret. Karşıdaki kişiyi suçlamak, güneş ışığını içine geçirmeyen gözlük takmak gibidir. Psikodrama, bizim o gözlüğü çıkarmamız için var. O gözlüğü çıkarırsak hata kavramı kalmıyor. Başıma gelen olayların da yarattığım olayların da sebebi benim, aslında kaderimizi kendimiz yaratıyoruz, psikodrama kendi kaderimizi yaratacağımızı bize öğretiyor.

Pskiodrama Tiyatrosu

Spontante tiyatrosu ve psikodrama sizce 10 yıl içinde nerede olur, nasıl bir değişim geçirir?
Spontanite tiyatrosu 10 yıl içinde çok büyük bir festivale kavuşur. Uluslararası Playback Tiyatroları festivali . Şimdiden çalışmalar başladı bunun önümüzdeki birkaç yıl içinde ilkini gerçekleştirmiş oluruz sanıyorum , ayrıca farklı illerde gösteri yapmaya başlayan farklı gruplar çıkabilir.Psikodrama ise gelecek 10 yıl içinde Türkiye’deki en etkili ve en büyük psikoterapi sistemi haline gelecektir. Psikanalistlerin bile psikodrama ile ilgilendiğini gördüğümüz şu günlerden sonra artık fethedilemeyecek bir kale olduğunu düşünmüyorum. 10 yıl içinde Türkiye’deki tüm kurum ve kuruluşlarda en az 1 psikodramatist olur diye düşünüyorum.


Psikodramatistler yetiştiriyorsunuz, ya boynuz kulağı geçerse…
Geçmeli zaten, ben de boynuzdum ve kulağı geçtim. Eğer referans noktası kulaksa kulak olmasa neyi geçecektiler, değil mi?

Pskiodrama

Psikoloji bilimi ve psikologlara bakış açısı toplumda yavaş yavaş değişmeye başladı. E siz de Psikologlar eğitiyorsunuz, 10 yıl içinde pastadaki pay biraz küçülür mü?
Hayır, psikodrama anlamında konuşursak, psikodrama tanındıkça daha farklı uygulamalar başarıyla yapıldıkça daha fazla insan bundan faydalanmak isteyecektir. Psikodramada herkese bir uygulama alanı var. Yeter ki bunu daha iyi tanıtalım. Ne kadar uzman yetiştirsek de bizim tüm koskoca bir ülkeye yetebilme gibi bir şansımız yok. O yüzden paylar hiç küçülmeyecek büyüyecek. Bir tek problem psikolog, psikiyatrist ve psikolojik danışmanlar arasındaki çatışmalar ve bunların onlara verdiği zarar. Çünkü çatışmalardan bir şekilde onlardan yardım alan insanlar da haberdar oluyor. Bu şekilde kendi paylarını küçülten gruplar var. Psikoloji eğitimi almış ve hatta psikiyatri eğitimini yeni bitirmiş kişilerin psikoterapi alanında hiçbir yetkisi iddiası ve yeterliliği olamaz. Sadece herhangi bir Psikoterapi eğitimi yaptıkları taktirde bizim dünyamızda yer alabilirler.

Psikoloji, psikolojik danışmanlık veya psikiyatri mezunu pek çok kişi olmasına ragmen pek çoğunun herhangi bir psikoterapi ekolünden haberleri yok. O yüzden bu seanslar akıl verme sohbetlerine dönüşüyor. Bu yüzden dernekler ve odalar bir sürü gereksiz sorunla uğraşacağına sadece Psikoterapi almış kişilerin alanlarında çalışabilmesi uygulamalarına gitmeleri gerekir. Bunun haricinde bir sorun görmüyorum.

İlişkilerinizi yönetirken tekniklerinizden faydalanıyor musunuz? Şike var mı yani :)
Tekniklerden faydalanmıyorum ama psikodramanın felsefesinden faydalanıyorum çünkü onunla ben artık birim, başka türlü olamaz. Psikodramada gerçek, samimi ve yakın olmak çok önemli. İlişkilerimde özellikle böyle olma konusunda özen gösteririm çünkü iyi ilişki iyi tanışmayla ilgili. İlişkilerime katkısının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir ilişki iyi tanışma ve tanışıklıkla ilgilidir, öyle olunca siz daha gerçek oluyorsunuz sizle beraber hayatınızda insanlar da daha gerçek olmaya başlıyorlar. Psikodrama nın bu alanda ilişkilerime katkısının çok büyük oldugunu düşünüyorum. Psikodramanın felsefesi “an” felsefesidir ve an da olabilirseninz var şimdi ve burada var olabilirsiniz, bu da ilişkilerin başarısının ön koşuludur.

Hayatla ilgili çekinceleriniz var mıdır?
Vardı ama son yıllarda onlarda ortadan kalktı diyebilirim. Psikodrama insanın gözündeki çerçeveyi genişlettikçe onlar da ortadan kalkıyor.

Deniz Altınay nelerden korkar?
Pek bir şeyden korkmamaya başladı. Eskiden korkularım vardı, bir takım sanal gelecek korkularım vardı. Bir süre sonra insanın elinden o istemeden hiçbir şeyin alınamayacağını gördüm ve korkularım kayboldu. Bu gün için her şeyi yapıyor ve geleceğe bir şey bırakmıyorsanız gelecek çekinceleriniz de ortadan kayboluyor. Bunun dışında yakınımdaki insanları kaybettiğimde ne hissederim diye düşünürüm, ama bu bir korku gibi gelmiyor.

En sevdiğiniz rengi merak ettim, bir de en sevdiğiniz ülkeyi?
Mavi, en sevdiğim şehri söyleyebilirim belki, Paris, benim için özel bir yerdir.

Eğer psikolog olmasaydınız ne olurdunuz?
Ortaokul yıllarımdan beri keman çaldım. Müzikle uğraşabilirdim sanıyorum. Yada dans ediyor olabilirdim.

Yakın dönem planlarınızdan bahseder misiniz?
Şu an hazırlık aşamasında olan 3 tane yeni kitap projem var.

Peki ya uzak dönem? Hiç emekli olacakmışsınız gibi gelmiyor da bana? Var mı böyle bir plan?

Emeklilik diye bir şey yok, bana kalırsa, bu endüstri toplumlarında insanların ölmesini hedefleyen bir plan. Başka bir değişle o hayatın son dönemi demek. Eğer hayatınızın bitmesini istemiyorsanız hep çalışacaksınız ve yaşayacaksınız. Çalışma alanı, temposu değişebilir ama bu bir şeylerin bitmesi ve inzivaya çekilmek şeklinde olmaz.

Çok teşekkür ederiz Deniz Bey,
Ben teşekkür ediyorum güzel sorularınız için…

Röportajımız bittiğinde biraz daha sohbete devam ettik. Bu kadar donanımlı bir psikoloterapist ile keyifli bir sohbetin ardından acı kahvemin son yudumunu da içerek dünyaya merhaba dedim. Farklı bakış açısı, enerjisi ve hitabet gücü ile gerçekten insanın üzerinde farklı bir etki yaratıyor Sn. Altınay. Boğaz esintisi üzerimizden geçti, saatlerimize baktık ve denize son bir kez göz atarak manzaradan uzaklaştık.

İçim biraz rahatlamıştı Deniz Bey’in gelecek kaygıları ile ilgili sözlerinin ardından. ‘Bu gün için her şeyi yapıyor ve geleceğe bir şey bırakmıyorsanız gelecek çekinceleriniz de ortadan kayboluyor.’’ Derin bir oh çektim yarına bir şey kalmadığını düşününce…

Psikolog Ezgi Başaran
RG Editör



İlginizi çekebilecek yazılar:

Toplam 11 yorum yapılmış

  1. Bercis | 1 Eylül 2010, 12:32

    Yaşanana dair tüm gerçek ipuçlarıyla dolu, ders alınabilecek, düşündüren satırlar… Ezgicim çok tadında bir röportaj olmuş ellerine sağlık :)

  2. Bilgin Kılıç | 1 Eylül 2010, 12:50

    Ezgi, çok değerli satırlara imza attın. Psikodramatist Deniz Altınay’ı çok akıcı bir dille tanımak ve birbirinden renkli fotoğraflarla süslü bu söyleşi tadındaki yazıyı okumak çok zevkliydi gerçekten. Psikodramayı daha da yakından tanımak için biraz google yaptım ve enstitüten gelecek haberleri takibe başladım… Teşekkür ederim.

  3. Fadime Bingöl | 1 Eylül 2010, 13:58

    Sevgili Ezgi, “bu gün için her şeyi yapmak…” hakikaten çok anlamlı, süper bi söyleşi olmuş, buram buram burnumda tüttürdün grubumu da… Ellerine sağlık…

  4. Nihal Akyıldız | 1 Eylül 2010, 20:48

    Ezgicim,

    Röportajını keyif alarak yaptığın /yaptığınız o kadar belli ki; eline sağlık.

    Yazını okurken ve fotoğraflara bakarken, enstitüdeki günlerim, film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Çok özlemişim oraları.

    Keşke herkes, kısa veya uzun soluklu psikodrama deneyimi yaşayabilse….

    Yazmaya devam….
    Psikodramaya devam…

  5. Ezgi Başaran | 3 Eylül 2010, 08:55

    Teşekkürler:)
    Görüşleriniz ve önerileriniz bizim için çok önemli.
    Lütfen paylaşmaya devam edin…

  6. Zeynep Ungun | 6 Eylül 2010, 14:16

    bugün icin herseyi yapmak ve gelecek endiselerini geride birakmak bana da iyi geldi… bir de iliskilerle ilgili kısım.. basit ama gercek ve samimi.. keyifle okudum ve psikodramayı özlediğimi farkettim..ve grup arkadaşlarımı da en çok :)

  7. Nilgün Hasan | 14 Eylül 2010, 16:04

    Gerçekten çok keyifli bir röportaj olmuş. Tam yazıyı okumadan önce aklımda bir sürü soru ve kaygıyla boğuşuyordum. Yazıyı okuduktan sonra şöyle bir yaslandım arkama, attım kaygılarımı, sorularımı bir kenara… Ellerine sağlık Ezgicim…

  8. Ezgi | 19 Eylül 2010, 22:12

    Yasla sırtını duvara:)
    Huzur bu gün başlıyor…

  9. Spontanite Tiyatrosu Eğitimi | Radikal Genç | 10 Ekim 2011, 08:06

    [...] çekebilecek yazılar:Psikodramatist Deniz Altınay ile Hayat ve Psikoloji ÜzerineAvrupa’nın En İyi Mühendisleri İTÜ’de YarışacakUcube Olan Sanat mı, Yönetim [...]

  10. Şahbettin Uluat | 10 Ekim 2011, 15:26

    Ezgi hanım, röportaj hangi gün yapılmışsa o gün için çok güzel bir şey yapmışsınız ve psikodrama çalışmalarının yaşanan günle sınırlı etkilerinin aksine onu internet sayfasına koyarak olumlu etkilerini o günden sonrasına da uzatmışsınız, kutlarım.

    Söyleşi uzmanlar arasında gerçekleşiyor. Öyle olunca da, doğal olarak benim gibi Psikoloji Bölümünün İngilizce Hazırlık Sınıfından ayrılan biri, bu söyleşiyi okuyarak psikodrama seansı nasıl gerçekleşiyor sorusunun tam ve net yanıtını alamıyor ama böyle bir şeyin varlığı hakkında bilgi sahibi olarak önünde açılan bu kapıdan içeri girme şansı elde ediyor.

    Yeni güzel çalışmalarınızı bu sayfalarda okumak dileğiyle,

  11. Bilgin Kılıç | 3 Kasım 2011, 09:10

    Yeniden okudum! Psikodramayı çok güzel tanımlamış Deniz Bey. Tanım o kadar zor; ama o kodar da anlaşılır. Psikodrama heyecan verici bir şey olmalı!

    En çok Psikodramatist kimliğiniz dikkat çekiyor sanırım. Psikodrama nedir? Kısaca bahseder misiniz…

    Psikorama, kişinin kendi yaşamındaki her olguyu, duyguları, düşünceleri, olayları, çatışmaları, aile ilişkilerini, diğer yaşadıklarını veya gelecekle ilgili olanları, anlayamadıklarını kısaca her şeyi somutlaştırarak keşfetme yöntemidir diyebiliriz. Moreno’nun çok güzel bir sözü var onunla başlayalım“Psikodrama, gerçeğin dramatizasyonla yeniden keşfedilmesi” diyor. Herhangi bir sorununuzu grupta görünür kılabilirsiniz. Bunu gruptakilerin, liderin ve psikodrama tekniklerinin yardımıyla yaparsınız. Gelecek geçmiş bir olur, dolayısıyla zaman içinde seyahat edebilirsiniz. Bunu grupta ısınma oyunlarıyla ve protogonist çalışmalarıyla, bir başka deyişle; konusunu gruba getiren kişilerle de yapabiliriz. Bu tabi yinede soyut bir açıklama ama söyle tarif edersek, bir kişiyi sevip sevmediğini merak eden birisi varsa o kişiyi gruptan seçip, onunla buluşup, konuşup, onun özelliklerini seçip , onların kendisi üzerindeki etkilerini bir heykele somutlaştırarak gözlemleyip her şeye karar vermesi mümkün olabilir. Psikodrama bazen geleceği görmek gibidir. Herşeyi öğrenebilirisiniz. En önemli etkisi ise tedavi edici etkisidir ve bu tedavinin eylem içinde yapılyor olması ise bütün bilinmeyen içeriğin ortaya çıkmasına sebep olur.

Yorum yazın:

Yazıya yorum yazabilmek için önce giriş yapmalısınız.